Hayalet dostum kayıplara karışmıştı. Ben bile kendimi bırakıp gitmiştim sanki. Rahmetli babam hep ‘Yalnızlık farzdır’ derdi. Belki yalnızlıktan kurtulamıyoruz da, bizi kimlerin terk edeceğini seçebiliyoruz ancak.
Mirza Rıza, İran'ın yitik evladı! Keşke sadece meczup olaydın, sadece arif olaydın ya da! Keşke ya bana ihanet etmekle ya da sadık kalmakla yetineydin! Keşke insanda sadece şefkat veya sadece tiksinti uyandıraydın! Nasıl sevilirsin sen, senden nasıl nefret edilir? Allah bile ne yapsın seni?
Güçsüz biri olan sen, her çeşit iktidarın sahibi olan benim üzerimdeydin. Çünkü olaylara müdahale etmeden hepimizi gören, seyreden sendin.
Seni ezdiğimizde ağlıyordun. Güçsüzlük belirtisi olarak yorumlanabilen bu şey aslında senin yaşamındı. Oysa biz taşlar kadar güçlü, bir o kadar da cansızdık.
İnsan beyninin, başka insanların yokluğunda ne kadar kısa sürede adeta hamurlaşabileceğini tahmin edemezsiniz. Bir insan tek başınayken tam insan olamıyor, çünkü başkalarıyla ilişkimiz sayesinde varlığımızı sürdürüyoruz. Ben tek insandım burada ve ‘hiç’ insan olma tehlikesi içine girmiştim.