Seriyi okuduğum süre boyunca sanki ben de Çukurova'da ağaçların, çiçeklerin içinde yaşadım. Buram buram Çukurova kokusu geldi kalbime desem yeridir. 1 aydır bulunduğum şehirlerde değil de Adana'daydım anlayacağınız.
Adı eşkiya, ama sanı eşkiya olmayan İnce Memed...
Bir tarafta adı eşkiya olmuş ama asıl eşkiyalığın dağa çıkmak olmadığını gözler önüne seren şahin, diğer tarafta halka iyilik yaptığını iddia edip onları kula çeviren ağalar yığını. Başkaldırısıyla, cesaretiyle, iyi niyetiyle, saflığıyla, merhametiyle küçücük bir çocuğun zulme karşı mücadelesi takdire şayandı. Abdi ağaların, Hamzaların hiç bitmeyeceğini söyleyen Memed'e ne kadar hak versem de İnce Memedlerin hiç bitmeyeceği fikrine ikna olmak zor olmadı benim için...
Kitap belirsizliklerle bitmeseydi daha iyi olurdu diyerek naçizane fikrimi de belirtmek istiyorum.
Her birinde Anadolu'dan izler bulduğumuz Hürü ana, Ferhat hoca, Muallim Zeki Nejat, Cabbar, Topal Ali, Hüsne hatun, Seyran, Iraz ana, Hatce ve adı aklıma gelmeyen karakterlerle tanıştığıma çok memnun oldum.
İncelememi " Bu insanoğluna bir var çöpünü, sineğini güvenemezsin; bir var canını kaldır at önlerine canı gibi korur" alıntısıyla bitiriyorum.
Keyifli okumalar:)