Onunla konuşmaya başladığınız vakit, gözlerinizin ta içine dikkatle bakar, her sözünüzü de üstünde düşünüyormuş, sorunuzla ona çözülmesi gereken bir problem vermişsiniz ya da ağzından bir sır almak istemişsiniz gibi ciddiyet ve saygıyla dinler, sonunda da kısa ve açık cevaplar verirdi; ama cevabındaki her kelime öylesine ölçülü olurdu ki, nedense birden huzursuzluk duymaya başlar, sonunda bu konuşmanın bittiğine sevinirdiniz.
orhan bey, bizim müzemizde de bir soru soran olursa, bekçiler kemal basmacı koleksiyonunun tarihini, füsun'a duyduğum aşkın ve onun eşyalarının anlamını, ziyaretçilere içten bir gururla anlatmalıdırlar. bunu da koyun lütfen kitaba. müze bekçilerinin görevi sanıldığı gibi eşyaları korumak (tabii ki füsun ile ilgili her şey sonsuza kadar korunmalıdır!) , gürültü edenleri susturmak, çiklet çiğneyenleri ve öpüşenleri uyarmak değil, müzegezere cami gibi alçakgönüllülük, saygı ve huşu duyması gereken bir tapınakta bulunduğunu hissettirmektir. masumiyet müzesinde bekçiler, koleksiyonun havasına ve füsunun zevkine uygun olarak koyu ahşap rengi kadife takım elbiseler, içine açık pembe renkli gömlekler giymeli, müzemize özel -füsun'un küpeleri işlenmiş- kravatlar takmalı ve tabii çiklet çiğneyen ya da öpüşen ziyaretçilere de asla karışmamalı. masumiyet müzesi, istanbul'da öpüşecek bir yer bulamayan aşıklara sonsuza kadar açık kalacaktır.