Ama mutluluk burada yeterli bir kelime değil. O arka odada yaşadığım şiiri, o üç beş dakikanın bana verdiği derin tatmini başka türlü anlatmaya çalışacağım: Zamanın durduğu, her şeyin sonsuza kadar aynı kalacağı duygusuydu bu. Bu duygunun hemen yanında korunma, süreklilik ve evde olma hazzı vardı. Bir başka yanında, dünyanın ve ailemin basit ve iyi olduğuna dair yüreğimi hafifleten bir inanç, daha süslü kelimelerle söylersem, bir dünya görüşü vardı. Bu huzur duygusu, elbette Füsun’un yüzü, zarif güzelliği, ona duyduğum aşktan besleniyordu. Arka odada onunla üç beş dakika konuşabilmek, zaten kendi başına bir mutluluktu. 
Sevgilim, söz evim, gamzeli sabahım
Yağmurlarla, böceklerle, ağaç kökleriyle
Yürüyeceğim canının yapraklarına
Yürüsün diye dünyaya güzelliğin bir daha
Belki son bir çınlama soğumuş eteklerinde.
Füsun’dan uzaksam, dünya tıpkı parçaları karmakarışık olmuş bir bilmece gibi beni huzursuz ederdi. Füsun‘u görünce, bilmecenin, her şeyin bir anda yerli yerine oturduğunu hisseder, dünyanın anlamlı ve güzel bir yer olduğunu hatırlayarak rahatlardım.