Müderris İdris

Bir sahâbî Hz. Peygamber’e gelir ve: “Çok büyük bir günah işledim. Benim için bir kurtuluş yolu var mıdır?” diye sorar. Resûlullah bu soruya şöyle bir soruyla karşılık vermiştir: “Annen yaşıyor mu?” Sahâbî “Hayır.” deyince sorusuna şöyle devam etmiştir: “Teyzen hayatta mı?” Sahâbî hayatta olduğunu söyleyince de tevbesinin kabul olunması için ona iyilik ve ihsanda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Reklam
Hz. Peygamber’in (sas) ashâbı içerisindeki her bir bireyle, en üst düzeyde empati kurup onların gönüllerine girdiği; ahlâkı, sosyal ilişkileri ve ilkeli yaşantısıyla hayranlık uyandırdığı bilinen bir husustur. Toplum içerisinde onun en üst düzeyde empati kurduğu kimseler arasında anneler bulunmaktadır. Öyle ki Hz. Peygamber, anneler üzülmesin diye “Gözümün nuru” diye tanımladığı, farzların dışında günlük hayatı içerisinde bulduğu her fırsatta nafile olarak ikâme eylediği namazda okuyacağı sûreleri kısaltma yoluna gitmiştir. Bu duruma ashâbına izah ederken, çoğu kez namaza durduğunda içinden uzunca kıldırmayı geçirdiğini ancak bu niyetini bir türlü gerçekleştiremediğini söylemiştir. Sebebini de kadın cemaat arasında bir bebek ağlaması sesi işitince annesinin ne kadar telaşa kapılacağını tahmin ettiğini ve namazı çabuk bitirme gereği duyduğunu söyleyerek izah etmiştir.
Hz. Peygamber’in nâzil olur olmaz tebliğ ettiği Kur’ân âyetleri içerisinde annelik ile ilgili olarak İsrâ sûresi 23-24. âyetlerde şöyle buyrulmaktadır. “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara ‘öf’ bile deme, onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: ‘Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.
Öyleyse her anne baba, çocuklarını kendisini aşacak şekilde yetiştirmenin tatlı kaygısını yaşamalı. Onları, yetenek yönüyle olamasa bile özellik itibariyle kendisini geçecek şekilde yetiştirmek için elinden geleni yapmalı. “Çocuklarınızı, kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştirin.” (Hz. Ali) anlayışı içinde ufukları taramalı, aramalı... Çünkü ufuk olmazsa ufak kalınır...
Allah Resûlü’nün (sas) evlilik hayatının büyük bir kısmı tek eşli olarak devam etmiş ve Hz. Hatice vefat etmeden ikinci bir hanımla evlilik teşebbüsünde bulunmamıştır. Sevgili Peygamberimiz, Hz. Hatice’ye büyük bir sevgi besler ve saygı duyardı. Araplar arasında çok eşlilik mevcut olmasına ve maddî imkânı olanların bu tür evlilikleri rahat bir şekilde yapabilmelerine rağmen Allah Resûlü, Hz. Hatice hayatta olduğu sürece evlenmeyi düşünmemiştir. Hz. Hatice’nin vefatından birkaç yıl sonra Allah Resûlü’nün (sas) hayatında önemli bir gelişme olan Medine’ye hicreti meydana geldi. Hz. Peygamber, hicretten sonra Medine’de lider olarak toplumda daha fazla sorumlulukların altına girdi. İslâm’ı tebliğ etmek için daha çok kişiyle muhatap olmak durumundaydı. Öte yandan Müslüman olanların eğitimi büyük bir yükümlülüktü. Lider konumundaki insanlar, gerek sosyal gerekse siyasî yükümlülükleri sebebiyle birden fazla evlilik yapmak durumunda kalabiliyorlardı. Kahir ekseriyeti tek eşli olmasına rağmen, göz önünde olanların çoğunlukla çok eşli olmaları sebebiyle ashâbın genellikle çok eşli oldukları şeklinde yanlış bir algı oluşmuştur.
Reklam