G. Postel'in deyişiyle, “Türkler önce iknâ edilmeli, direnirlerse icbâr edilmeli, karşı çıkarlarsa imhâ edilmelidir.” Bu “iknâ-icbâr-imhâ” süreci tüm acımasızlığıyla sürdürülmektedir. Bu nedenledir ki, 1774 tarihinden bu yana millet olarak yaşadıklarımız gündüzün başına gelse gece olurdu. Çünkü sömürgeci kapitalist gücü kayıtlayan hiçbir dini, ahlâki ilke yoktur. Bu gücü temsil edenler insanlık için akıl ve bilgiye dayalı bir adâleti, kısaca nizâmı öngörmüyorlar; bu nedenle insanlara saadet değil şekâvet veriyorlar; bundan dolayı da savaşçı değiller, şakiler, yani sömürgeciler; eşkiyalık yapıyorlar, yani sömürüyorlar. Çünkü onlar insanı öngörmüyorlar: İnsanı öngörmeyen bir siyasetin ne ilahi ne de beşeri bir ümidi olamaz! İşte bu nedenlerle sömürgeci kapitalist güç temsil ettiği hakikate güvenmediğinden yaşamak için bir düşmana, ötekine ihtiyaç duyar. Başka bir deyişle, insanı dışlayan emperyalizm varolmak için, varlığını sürdürmek için düşmana muhtaçtır; emperyalizmin, kapitalizmin düşmanı ise bizâtıhi insandır.