“Polemiğin her türlüsü düşünmenin duruşunu daha baştan ıskalar. Hasımlık rolü, düşünmenin rolü değildir. Zira düşünme sadece, bir mesele lehinde konuşan şeyi takip ettiğinde düşünür.”
“…şiir yazmak, bazen kaynağa doğru, hatıra olarak düşünmeye doğru geri akan sudur. Tabii, düşünmenin ne olduğuna dair mantığın bize açıklık getirdiğini sandığımız müddetçe bütün şiir yazımlarının nasıl hatıraya dayandığını düşünemiyor olacağız. Her şiir yazımı, hatıranın hatırlanmasından doğar.”
Ziya Osman Saba’nın bütün şiirleri, Cümlemiz adıyla basılmış. İnce bir şair Ziya Osman, altını çizdiğim çok mısra, kenarına işaret koyduğum çok şiir oldu. Çoğunu ayakta okudum, balkonda, yürüyerek, mırıldanarak. Küçük insanın hikayesi, ev içi, ölüm, çokça ölüm evet. Ama arkadaşı Cahit Sıtkı’nınkinden farklı ölüme yaklaşımı. Ziya Osman için ölüm daha munis. Tanrı’yla arası iyi. Şiirlerinin çoğunda iyimserlik hâkim. Yine de bazen karamsar şeyler söylediği, insanların kötülüğü karşısında ne yapacağını şaşırdığı da oluyor. Öyle bir adam işte. Hayatta karşıma çıksa çok seveceğim biri olduğunu düşündüm.
Martin Heidegger'in “Düşünmek ne demektir?” adlı kitabı bu soruyu irdelediği dersler. İlginç bir kitap, bir soruya cevap ararken aynı yerde dönüp duruyor, ya da bir çeşit kazı. Bir sorunun cevabını o sorunun etrafını kazarak arıyor belki. İlk bölümde Nietzsche’nin bir sözü, ikinci bölümde Parmenides’in sözü etrafında devam ediyor arkeolojik kazısına. Cevap vermeden fikir yürütüyor sayfalar boyunca, yine de ilginç geldi bana, hiç sıkılmadım. Düşünürün yolculuğuna eşlik etmeye çalıştım, kazısını izledim; ne kadar geldiyse elimden artık.