Ev” deyince ne gelir aklınıza? Nermin Yıldırım ile bu sözün anlamı çoğalıyor, satırlar arasından çağlıyor adeta emin olun. İnsanın nereye giderse gitsin, dönüp sığınacağı bir evi vardır değil mi? Kitaptaki karakterin ne yazık ki böylesi bir “ev”i yok ve bu onu kimliksiz, aidiyet duygusu yeşeremeyen, bir yere kök salamayan bir hale getirmiş. Tabi bu hikaye böyle bitmiyor, karakterimizi İstanbul’dan Camino de Santiago Compestelo olarak geçen ve Hac Yolu olarak Orta Çağ’dan beri kullanılan bu yola düşürüyor. Bu yolda ona zıt kimlikte bir karakter olan arkadaşı eşlik ediyor. Bu yol etrafında yazarımız; geriye dönüş tekniğini kullanarak ve psikoloğa gittiği anları da araya serpiştirerek karakteri sık sık geçmişe götürüyor ve ortaya çok renkli bir üslup ile kaleme alınmış ve kimi zaman hüzünlenerek kimi zaman gülümseyerek okuyacağınız bir roman çıkıyor. Unutma Beni Apartmanı’nın ardından bu ikinci kitabıyla yazarımızın kalemine kuvvet deyip, diğer kitaplarını da okumayı arzuluyorum. Keyifli okumalar, kitapla kalın...
Kötü bir şey olur ve büyür, büyür, aklımı ele geçirir. Başka hiçbir şeyi göremez, duyamaz olurum. Hayat bir tren gibi gelip geçer önümden. Ben istasyonda, karanlık bir balonun içinde onun uzaklaşmasını seyrederim.