Elektiriğin nasıl meydana geldiğini, insanlığa nasıl faydalı olacağını biliyoruz. Fakat elektiriğin mahiyeti itibariyle ne olduğunu bilemiyoruz. Herhangi bir enerji için de durum aynıdır. Yahut kainatı ele alalım. Gökyüzünü keşfe çalışıyoruz. Belki bir gün gök âleminde bir çok şeyler keşfedilir. Fakat hiç bir zaman yıldızların ve diğer gök cisimlerinin ilk maddesinin nasıl var olduğunu çözemeyiz. Güneş sistemine dahil bazı yıldızların güneşten ayrıldığı faraziyesini kabul edebiliriz. Fakat güneşin ilk maddesinin nasıl meydana geldiğini çözemeyiz. Demek oluyor ki insanoğlu ancak var olan şeylerin sebep ve sonuçlarını bulabiliyor. Fakat kainatın ilk tohumunun ve ilk maddenin nasıl var olduğunu çözemiyor. O halde çözemediğimiz bir şeyin sebebini inkara da lüzum yoktur. Enerji formüllerini bilmesek bile, enerjinin varlığını inkar etmemek gerekir. Yahut bir matematik problemini çözmesek bile, bu problemin varlığını inkar etmemek icabeder. O halde kainatın ilk nedenini çözemiyoruz diye, böyle bir nedeni inkâr etmeğe lüzum yoktur. İşte insanoğlunun çözemediği bu ilk neden Allah'tır. Her şeyi yaratan da, yoktan var eden de Odur.
Duyumların insanı bazan aldatmasına bakarak şüpheye düşen filozoflar, gelip geçmişler. Bunların başı da Pyrrhon'dur. Pyrrhon, her şeyden şüphe etmek, hükmü askıda bırakmak ve törelere göre yaşamak, en doğru yoldur demiş. Onun öğrencisi Timon da hem duyumlara, hem de akla güvenmemiş. Şüpheciliği benimsemiş. Doğrusu şaşmak gerekir, bu düşünürlerin düşüncelerine. Onlar, istedikleri kadar hüküm vermekten kaçınsınlar. Hüküm veren, hüküm vermiş ve onları bu dünyaya getirmiş. Acaba kendi varlıklarınıda mı inkar edebilecek bu türlü düşünenler. Kendilerinin var olmuş bulunmaları da bir hükmün sonucu değil midir? Bir şey hakkında ilgisiz kalmağa, lehte veya