“Ey iman edenler, içinizden kim dininden dönerse, duysun: Allah onların yerine, kendisinin sevdiği, onların da kendisini seveceği, mü’minlere karşı boyunları aşağıda, kafirlere karşı başları yukarıda, Allah yolunda savaşan, dil uzatanın kınamasından korkmayan bir kavim getirir" (Maide Suresi 54) Nitekim, cihana hakim olmuş geniş sınırlara uzanmış devletlerden Selçuklular ve Osmanlı Devleti, nokta-i nazarından düşündüğümüzde 1000 yıldan beri İslamın bayraktarlığını yapan bir millet söz konusudur. Aynı zamanda bu milletin, Emevi ve Abbasilerden sonra hilafet makamını uzun yıllar kendi içinde deruhte etmesi de ayrıca manidardır.
Türkler hakkında Hz. Peygamber'e (sav) atfedilen bazı hadisler söz konusudur. Söz konusu Türklerle ilgili bir kısım hadislerin sağlam senetlerle Buharî (Ö.869), Müslim (Ö.875), Ebu Davud (Ö.888), gibi kütüb-ü sitte içerisinde yer alırken, diğer muhtelif eserlerde de Türkleri konu edinen mevzu hadislerin bulunduğunu öğreniyoruz. Burada şunun altını çizmekte fayda var: "mevzu hadis" demek, "hadis değil" demek değildir. Sadece aktarılan hadisin sağlamlığı ve sıhhati zayıf, demektir. Yine konumuza dönecek olursak, Türklerle ilgili aktarılan en sağlam kaynaklı hadislerden biri:
"İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan; o ordu ne güzel ordudur!" (Ahmed b. Hanbel (v. 241/855)'in Müsned'i ve bizzat Buhârî (v. 256/870)'nin et-Târihu'l-Kebîr ve et-Târihu's-Sagîr'i, Ibn Ebî Hayseme (v. 279/892)'nin Kitâbu't-Târih'i, Bezzâr (v. 292/905)'in Müsned'i hadisimizin tasnif dönemine ait kaynaklarıdır.)
"Siz, küçük gözlü, kırmızı yüzlü, basık burunlu, yüzleri örsle dövülmüş kalkana benzeyen Türklerle harp etmedikçe Kıyamet kopmayacaktır."
"Siz, kıldan ayakkabı giyen bir kavimle harp etmedikçe kıyamet kopmayacaktır."