Hal i Seyran

​Türk, vatanı için varlığından geçendir. Destan çağından kahraman anlatılarına dek bu böyledir. Bırakın insanını, Türk’ün kurdu kuşu dahi vatanına sevdalıdır. Göç Destanı’nda hükümdar, ülkesindeki değersiz bir kayayı Çinlilere verince kanatlısından ayaklısına bütün hayvanların ağıtlar yaktığı anlatılır. Yöneticilerin bu hatası uğursuzluklara kapı aralamış, Tanrı’nın gazabına uğramalarına yol açmıştır. Baş gösteren kıtlıklar yüzünden Türkler, ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardır. Çin kaynakları Mete Han’ın kendisinden atını ve cariyesini talep eden düşmanlarına ses çıkarmazken sıra sınırdaki çorak bir araziyi istemeye geldiğinde onlara savaş açtığını yazar. O büyük hükümdar “Bu çorak arazi için değmez.” diyen danışmanlarına “At ve cariye benimdi. Vatansa devletindir!” cevabını verip gövdeleri ile başları arasındaki bağlantıyı sonlandırmıştır.
Sayfa 33·Kitabı okudu
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Milletimize ad olan Türk sözüne açıklama getirilmiştir. Buna göre Köktürkçe metinlerde çoğunlukla Türük şeklinde geçen kelime törü- “var olmak” tabanından törük “var edilmiş” şeklinde türetilmiş, ikinci hecedeki ü’nün tesiriyle Türük’e dönüşmüştür. Söz içindeki dar ünlülerin düşebileceği kaidesine göre de son tahlilde kelime, ‘Türk’ hâlini almıştır. *tö- köküne getirilen ikinci ekimiz ise (uç-(u)r-) > ‘uçur-’, (göç(ü)r-) > ‘göçür-’ sözlerinde de görülüp ettirgenlik bildiren -(X)r- fiilden fiil yapım ekidir. Bu ekle genişlemiş (*tö-r-) > tör- “ortaya çıkarmak” tabanına zarf fiil kökenli fiilden isim yapan -ü eki getirilmek suretiyle törü kelimesi türetilmiştir. Gelinen noktada Eski Türkçedeki törü ur- “kanun koymak” deyimi dikkat çekicidir. Zira deyimdeki ur- “(ortaya) koymak” fiili, tör-’ün oluşum mantığını desteklemekte olup günümüzde mana içeriğini korumaktadır. Neticede adaletin tesisi yolunda ortaya konulmuş kanunlar için kullanılan törü, zaman içinde ‘töre’ye evrilerek sözlüklerdeki yerini almıştır. Yukarıdaki izahlar, bir bakıma Türk’ün töreyle türediğini gösterir. Töre ise devletin ağzıyla konuşur. Dolayısıyla “Türklüğün alametifarikası, tarih boyunca devletle var olabilmesidir.” tespiti boşuna değildir.
Sayfa 31·Kitabı okudu
"Yukarıda Allah var!" diye yakınan çağdaş Türk gibi "Yukarıda Türk'ün Tanrısı, Türk'ün kutsal topraklarını şöyle düzenlemiş." şeklinde söze giren tarihteki Türk de yaratıcıyı göklerde tasavvur etmiştir. Bu yaklaşım, Tengri kelimesinin Dîvânu Lugâti't-Türk'te "yükselmek, havalanmak" anlamında geçen teng- fiiline dayandığı görüşünü destekler. Teng- fiiline önce Türkiye Türkçesinde 'eğ-'den 'eğirmek', 'aş-'tan 'aşırmak' gibi fiiller türeten -(i)r- ekinin atası getirilmiştir. Ardından 'ayır-'dan 'ayrı' 'karış-'tan 'karşı' vb. isimlerini yapan -ı eklenmiş, bu sırada söz içindeki 'i' sesi düşerek Tengri kelimesi meydana gelmiştir. Aklımızdan kaçmasın. Türkçede taşları harekete geçiren çarkların yukarıdan aşağıya doğru çember çizişi tengir- fiiliyle karşılanmış, o nedenle buğday öğütülen mekânlara (tengir-men) > 'değirmen' denilmiştir. Eskilerin yuvarlak yüz veya sakal için kullandıkları 'değirmi' sözü de bu doğrultuda ortaya çıkmıştır.
Sayfa 21·Kitabı okudu

Hal i Seyran

, bir kitap okudu
Puan vermedi·256 syf.··
21 günde okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2025 14:40
·
2025 4. kitabı
Taha Kılınç
9.6/10 · 1.105 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2025 4. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2025 14:40
Bir Medeniyetin İnfazı: Taha Kılınç’ın "Kayıp Coğrafyanın İzinde" eseri, sadece bir seyahatname değil; bir halkın ruhuna saplanan paslı bir hançerin, modern dünyanın kör gözleri önünde çevrilmesinin belgesidir. Kitabı okurken boğazda düğümlenen o hıçkırık, sadece bir üzüntü değil, adaletin iflasına duyulan kutsal bir öfkedir. Kılınç bizi Kaşgar’ın dar sokaklarından Urumçi’nin yüksek binalarına götürürken, aslında adım adım silinen bir hafızayı önümüze seriyor. Kitapta anlatılan o insansızlaştırılmış şehirler, her köşesi kameralarla donatılmış "akıllı hapishaneler", camilerin kapısına vurulan kilitler ve ana dili yasaklanan çocukların sessiz çığlığı, okurun zihninde birer kor ateş gibi yanmaktadır. Kılınç’ın kaleminden dökülen; "akraba aile" projesi adı altında evlerin mahremiyetine tecavüz eden memurlar ve bir gecede ortadan kaybolan aydınlar, Çin’in sistematik barbarlığının en çıplak halidir. Bu, sıradan bir baskı rejimi değildir; bu, insanın Tanrı’yla, tarihle ve kendi benliğiyle olan bağını koparma ayinidir. Müslüman Türk’ün bin yıllık mimarisini "kentsel dönüşüm" yalanıyla yerle bir eden, Kaşgar’ın o kadim ruhunu turistik bir dekor haline getiren bu zihniyet, tarihin gördüğü en aşağılık asimilasyon makinesidir. Çin, yükselen binalarının betonuna Uygur Türklerinin kimliğini gömmektedir. Onların "İpek Yolu" hayali, soydaşlarımızın kemikleri üzerine döşenmiş kanlı bir asfalttan ibarettir. Kitabı okurken, o topraklarda çekilen her fotoğrafın arkasında bir korku imparatorluğunun gölgesini, her gülümsemenin ardında zoraki bir boyun eğişin sızısını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Bu vahşet karşısında, "insan hakları" sakızını çiğneyen Batı’nın ikiyüzlülüğü şaşırtıcı değildir; ancak asıl kahreden, "kardeş" dediklerimizin o sağır edici sükutudur. Bugün Türkiye’nin,
Kayıp Coğrafyanın İzindeTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 20251,105 okunma