Zengini daha zengin, fakiri daha fakir kılan sistem olan kapitalizmi ilk ortaya çıktığındaki çıplaklığıyla gördüğümüz roman...
Büyük buhran zamanları Amerika'da yaşayan ve çiftçilikle uğraşan Joad ailesiyle bir yolculuğa çıkıyoruz. Küçük toprak sahiplerinin büyükler karşısında çaresiz kaldığı ve mecburen topraklarını sattıkları, büyüklerin daha da büyüdüğü ve makineleşme sonucunda artan işsizlik karşısında insanların çaresizce göç etmeye başladıkları bir ortam var. Joad ailesi de bu ortamda mecburen göç etmek durumunda kalıyor. Onlar göç ederken yaşadıkları, hissettikleri, hayal ettikleri bize o kadar güzel ve detaylı aktarılıyor ki; okuyucu da sanki Joad ailesinin bir ferdi gibi hissediyor. Yokluk ve sefalet kavramları derinden hissediliyor. Çaresiz, sadece karın tokluğuna çalışmaya razı gelen insanları tanıyoruz.
Ayrıca kapitalist sistemin günümüzde de çok farklı işlemediğini, sadece modern bir görünüme büründüğünü anlıyoruz. Patronlar servetine servet katarken, çalışanlar sadece temel ihtiyaçlarını karşılıyor ve patronların tüketilmesini istediği ama çalışanların kendi istekleri zannettiği ürünleri alıyorlar. Bu sistem artık kendini geliştirip o kadar geliştiki, içinden çıkmak mümkün gözükmüyor. Deneyenler de toplum tarafından dışlanıyor. Bu gelişmiş modern kapitalist sistem, insanları kendi çarkı içine almış durumda. Bizler Joad ailesi seviyesinde henüz olmasakta, sistemin çarkı içine hapsolmuş haldeyiz. Aydan aya maaşımızı bekleyip, gelen maaşı temel ihtiyaçlarımız karşılığında diğer patronlara veriyoruz. Sistemde çıkmak mümkün olduğunu düşünmediğim için en sağlıklısı bu sistem içinde taraf değiştirmek. Kendi işinin patronu olmak.Bu konuda bir arayış içerisindeyim, fikirlere açığım:)
Güzel bir roman okudum ve inceleme yazmaya başlamıştım. Ama incelememin sonuna