“İçindeki o hayati boşluğun etrafını örtecek şekilde neşeli bir kadın olmuştu. Kendi yarattığı, bir süsten ibaret olan karakteri parça parça soyulduğunda, geriye kalan, hiçliğin derin uçurumundan başka bir şey değildi. Bunun beraberinde getirdiği çorak yerdi ancak. Bir de ne kadar unutmaya çalışsa bile bu hiçlik onu düzenli olarak yokluyordu.”
“Kimi zaman durup büyük bir merakla gelip geçene bakıyor, ama çoğu zaman yanından gelip geçenlerin de, nereye gittiğinin de farkında olmuyordu. Ona acı veren bir gerginlik, bir huzursuzluk vardı içinde; aynı zamanda müthiş bir yalnız kalma isteği. Yalnız kalmak, kendini bu acı dolu gerginliğe en küçük bir çıkış yolu aramadan bütünüyle bırakmak istiyordu. Kalbine ve ruhuna üşüşen sorulara cevap aramaktan tiksintiyle kaçıyordu.”