Arif

Tarihteki en meşhur sahtekarlardan biri de Ferdinand Waldo Demara'ydı; cerrah, psikolog, avukat, rahip hatta ceza evinde gardiyan rolü bile yapmıştı. Zekası ve görsel belleği farklı mesleklere bürünmek için gerekli bilgiyi hızlıca kapıyordu. Çok inandırıcı olduğu için gerçek yüzünün ortaya çıkması çoğunlukla zaman alıyordu. Cerrahmış gibi yaptığı zaman birkaç kişiyi ameliyat bile etti. Neyse ki hastalardan hiç biri ölmedi. Yirminci yüzyılın ortalarında Polonya asıllı ABD'li psika nalist Helene Deutsch uzun süre sahtekarlık olgusu üzerine çalıştı. Ona göre insanların başkası gibi yapmasının kökenin de çocukların kısa süreliğine yetişkinlerin rolüne büründükleri, mesela evcilik veya doktorculuğa benzer çocuk oyunları vardı. Sahtekarlık olgusunu araştırdıkça, etrafında ne çok sahtekar bulunduğunu fark ediyordu. Araştırmaları neticesinde, Helene Deutsch tanıdıkları, dostları arasında, hatta kendisine bakınca bile sahtekarlarla karşılaştığı sonucuna vardı. Bu durum ben ile ben ideali arasındaki kaçınılmaz farkla ilişkili değil mi acaba diye düşünüyordu. O ideale tam olarak asla ula şamayacağımız için, olmak istediğimiz kişiymişiz gibi yapmaya başlıyorduk belki de.
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bugün insanların geçmişteki gibi güçlü bir aidiyet hissettiği çalışma ortamı pek yok. "Beğenmeyen gider" ideolojisi, güvencesiz işler ve işyerlerinde kabalığın giderek artması pek çok insanın çalıştığı kuruma bilinçli, özel bir sevgi duymaması sonucunu doğurdu. Ama paradoksa bakın ki, bilincinde olmasak da, işimizle kurduğumuz o bağ suçluluk duygusu, değer görme isteği ve kaygıya bürünerek varlığını sürdürüyor. İnsanlar bu duyguları sürekli hissettiğinden bugün tükenmişlik diye adlandırdığımız takatsizliğin bu belirli biçiminin görülme sıklığı her seferinde artıyor.
1000Kitap
Başarıyı bu denli yücelten bir ideolojide, ruhsal bozukluk yaşayan insan sayısının neden bu kadar arttığını sorgulamaya pek önem verilmiyor. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, dünyada üç yüz milyondan fazla insan depresyonda. Bu hastalık yüzünden çalışamayan pek çok insan var, üstelik her yıl sekiz yüz binden fazlası intihar ediyor, özellikle gelişmiş ülkelerde. Akıl sağlığının yaşam kalitesi üzerinde çok büyük etkisi olduğu açıkça ortadayken, çoğu ülke akıl sağlığının iyiye gitmesini sağlayacak pek bir şey yapmıyor, ruhsal sorunlar yaşayan kişilere yardım eden kurumlara genellikle çok az bir bütçe ayrılıyor.
1000Kitap
Mükemmeliyetçilikle bağlantılı bu kaygılardaki artış yeni ortaya çıkan sosyal medyayla da ilgili. Twitter, Facebook ve Instagram kaygılarından bahsedenler var. İnsanın sosyal medyada kendi tanıtımını, reklamını yapmasının gerekmesi, ken dini marka ürün gibi tasarlaması, bireyin kendisini en çekici haliyle göstermek zorunda hissetmesiyle ilişkilendiriliyor. Sosyal medyada hayatların en mükemmelini yaşarken görünmek, özellikle de sosyal statü ve maddiyat simgeleriyle çalım satmak lazım geliyor.
1000Kitap
Mükemmeliyetçiliğin yükselişi meritokrasiyi göklere çıkaran neoliberal ideolojinin yükselişiyle paralel ilerliyor. Çabalayan, sıkı çalışan, sürekli yeni fırsatlar arayanlar başarıyı hak eder. ABD'li yazar Thomas Frank'ın dediği gibi, bugün -zenginlik ve sosyal statü diye anlaşılan- mükemmel bir hayatın ve başarının yeterince çabalayan herkesin ulaşabileceği bir şey olduğu düşüncesi her geçen gün daha çok kabul görmeye başlıyor. Bu düşünceye göre, birey başarısından da ba şarısızlığından da her zaman kendi sorumludur. Neoliberal meritokrasi düşüncesine göre, iyi okullara giden, oralarda eği tim alan, iyi meslekleri, yenilikçi düşünceleri olanlar zenginliği, başarıyı hak eder. Yanlış giden bir şey vardır başarı yakalayamayanlarda. Gördükleri kıymet giderek azalır: O kadar zeki, o kadar çalışkan, o kadar becerikli değillerdir. Böyle böyle (özellikle ekonomik ve sosyal) başarının bireyin yaradılışından gelen özelliklerle bağlantılı, daha geniş çaptaki toplumsal nedenler bütününden bağımsız olduğu düşüncesi kabul görmeye başlar.
1000Kitap