Arif

Esaslı şair (en üstün şair) en üst sınırında esine maruz kalırken, Peygamber doğrudan Vahiy'e maruz kalandır. Örneğin Rilke'ye bakalım. Onun şiirindeki “melek” simgesi şairin “ilham”a ulaşma çabasının yakıcı ateşini ifşa etmez mi? Başyapıtının ilkağıtındaki ilk dizeler “Vahiy” ve şiirdeki esin arasındaki farkı gösterme için yeterlidir: “Kim, haykırsam, duyardı ki beni meleklerin katından? Hem, içlerinden biri bağrına bassaydı bile beni aniden: Varlığının kudretinde yok olur giderdim. Zira güzellik, ancak katlandığımız korkunçluğun başlangıcından başka bir şey değildir ve hayranızdır ona, çünkü bizi mahvetmeye bile tenezzül etmez... Ben de kendimi tutar, yutarım çağrımın çığlığını koyu hıçkırıklarla, ah kimden medet umabiliriz ki?... Sesler, sesler. Duy, ey kalbim, sadece, azizlerin duyduğu gibi: O muazzam çağrının onları yerden kaldırdığını, ama onlar, o inanılmazlar, diz çökmeye devam etmiş, aldırmamışlardı: Duymuşlardı böylece. Sanma duyabileceğini sesini Tanrı'nın, sanma sakın. Ama esip geleni duy, sessizlikten çıkıp gelen o fasılasız haberi. Sana genç ölülerden çağlayarak gelir şimdi.” Duona Ağıtları, çev. Zehra Aksu Yılmazer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. Şair, aynı anda, kalbine Tanrı'nın sesini (Vahiy'i) duyabileceğini sanmamasını öğütlerken, sessizlikten çıkıp gelen, hem de esip gelen, esini duyabileceğini müjdeler. Güzellikle gelen esin korkunçtur, bu korkunçluğu ise asla nefsin kötülüğünden değil, başa gelen saf kıyametvari kopuşta, ölümde, bütün yaşamı altüst eden tedirgin edici ama aynı zamanda hayran bırakan esriklikte açığa vurur.
Sayfa 183·Kitabı okudu
1000Kitap
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Söyler misin? İnsan kendini beğenmiş bir hâldeyken sırlar nasıl açığa çıkar? Âkıbetini bilmezken sıkıntılarını nasıl çözer? Arzularından sıyrılmamış bir kişi emeline nasıl ulaşır? İçi kederli olan afiyetten tat alana veya sonu sıkıntı olan bir rahattan zevk alana hayret ederim!
Sayfa 70·Kitabı okudu
Alıntı
“ Görmeyi öğreniyorum . Sebebini bilmiyorum . Fakat her şey bana daha derinden giriyor ve her zaman vardıkları noktada artık kalmıyorlar . Hakkında hiçbir şey bilmediğim bir iç tarafım var . Her şey oraya doğru gidiyor . Orada neyin meydana geldiğini bilmiyorum “ Rainer Maria Rilke, Malte Laurids Brigge’nin Notları İnsan sadece görmez , bazen de görülür ! Evvela görmeyi , müteakiben görülmeyi yazmak istiyorum. Başka deyişle görme olarak görme ile görülme olarak görmeyi biribirinden ayırd etmek istiyorum . En nihayetinde görme fiili insanın gördüğü şeyleri kendi sahnesinde sahnelenmesinden öte değil .. Bu sahnede insandaki muhayyile hafıza ve his iş görür . Gördüğümüz şeyleri hayal ettiklerimizi hatırladıklarımızı yeniden tasarlar , elbise giydirir , canlandırır ve sahnemizde sergileriz . Rüya görme fiilimiz dahi böyle çalışır . Velhasıl görme olarak görme fiilimiz aşağı yukarı böyle gerçekleşiyor .. “ Koyunda da göz var “ deyimi bu tür görmeyi imler . Üstelik bu tür görmeyi sıradanlaştırarak imler . Başka bir görme türünü işaret ederek sıradanlaştırır . Bir diğer görme fiilimiz ise görülme olarak görmedir . Bu görmedeki sahnede gören olarak bizler kendi sahnemizde değil , başkasının sahnesindeyizdir . Evvela başkasının görülmesine maruz kalırız . Öyle bir maruz kalma ki , bizi gören kendi sahnesine bizi çeker . Başkasının sahnesinde kendimizi izleriz . Bizi gören Benliğimizi kuşatır , domine eder , cezbeder ve mayalar .. Anca bundan sonra bizi görenin sahnesini görebilme takati kazanırız . Ve elbette bizi görenin sahnesinde kendimizi izleme bahtiyarlığına erişiriz . “ Koyunda da göz var “ deyip birinci tür görmeyi sıradanlaştırarak tavsiye edip işaret ettiği ikinci tür görme işbu görmedir . Tasavvufta buna nazar ı teveccüh derler . Bu yetkinlikte olan bir zat
1000Kitap
“… Sürekli büyüyen şehirler insanları geveze ve dalgacı yapıyor ve bir o kadar da riyakâr. Konuşmalar o kadar düşük bir seviyede ki bilgeler, temiz iman sahipleri ve şairler dışlanıyor. Bu neşeli şamatanın içinde hislerin dünyevîleşmesi kaçınılmaz …” Ralph Waldo Emerson
1000Kitap
kâinat öyle müthiş bir infilak ile patlamış ki ezelde, kâinat gitmiş, gölgesi kalmış. bizler de şimdi bu gölge ile meşgulüz. hasan lütfi şuşud ———————— gölgeler senin gözünden kaybolduğunda, gölge sahibi gözüne görünür olur. abdülkâdir belhî
Alıntı