1960'lı yılların ardından iktisadi ve siyasi özgürlükten kültürel özgürlüğe doğru yaşanan kayma meseleyi daha da karmaşıklaştırdı. Niçin 1960'lardan itibaren birçok mesele eşitsizlik, sömürü, adaletsizlik sorunu olarak değil de, hoşgörüsüzlük sorunları olarak algılanmaya başladı?
Önerilen çare niçin özgürleşme, siyasal mücadele, hatta silahlı mücadele olmaktan çıkıp hoşgörü oldu? Akla ilk gelen yanıt "siyasetin kültürelleştirilmesilir: Siyasal eşitsizlikler, ekonomik sömürü ve benzerleri tarafından koşullanan siyasal farklılıkların "kültürel" farklılıklara, yani farklı "yaşam tarzları" şeklinde yansızlaştırılması söz konusudur; bu kültürel farklılıklar verili, aşılması mümkün olmayan, ancak "tolerans" ya da "hoşgörü" gösterilebilecek şeyler olarak görülür.
Bu kaymaya verilecek yanıt ise Benjaminci terimlerle ifade edilebilir: Siyasetin kültürelleştirilmesinden kültürün siyasallaştırılmasına geçiş. Bu kültürelleştirmenin arkasında, refah devleti, sosyalist projeler, yapma, inşa etme denemeleri gibi doğrudan siyasal çözümlerin geri çekilmesi ya da başarısızlığı vardır.