Arif

1960'lı yılların ardından iktisadi ve siyasi özgürlükten kültürel özgürlüğe doğru yaşanan kayma meseleyi daha da karmaşıklaştırdı. Niçin 1960'lardan itibaren birçok mesele eşitsizlik, sömürü, adaletsizlik sorunu olarak değil de, hoşgörüsüzlük sorunları olarak algılanmaya başladı? Önerilen çare niçin özgürleşme, siyasal mücadele, hatta silahlı mücadele olmaktan çıkıp hoşgörü oldu? Akla ilk gelen yanıt "siyasetin kültürelleştirilmesilir: Siyasal eşitsizlikler, ekonomik sömürü ve benzerleri tarafından koşullanan siyasal farklılıkların "kültürel" farklılıklara, yani farklı "yaşam tarzları" şeklinde yansızlaştırılması söz konusudur; bu kültürel farklılıklar verili, aşılması mümkün olmayan, ancak "tolerans" ya da "hoşgörü" gösterilebilecek şeyler olarak görülür. Bu kaymaya verilecek yanıt ise Benjaminci terimlerle ifade edilebilir: Siyasetin kültürelleştirilmesinden kültürün siyasallaştırılmasına geçiş. Bu kültürelleştirmenin arkasında, refah devleti, sosyalist projeler, yapma, inşa etme denemeleri gibi doğrudan siyasal çözümlerin geri çekilmesi ya da başarısızlığı vardır.
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Teknolojik ve bilimsel ilerlemenin olanakları ve tuzakları, yüzyıllar boyunca insanlığın ilerlemesine dair düşlerin malzemesi oldu ama burada da kendimizi uğursuz bir döngüsel yolda yürürken buluyoruz. Serbest geliştirme, deney ve araştırma Yapay Zeka'ya yol açtı ve YZ insan zihninin yerini almaya dönük bir tehdit olmakla kalmıyor, özel olarak insanın sınırlılıklarını aşmak, onu kırılganlıklarından arındırarak yeniden üretmek üzere tasarlanmış durumda. Tasarlanan başarıldığında bu nasıl bir şeye benzeyecek ve ne anlama gelecek gibi daha soyut soruları bir kenara bıraksak bile, "ilerleme" yoluna sonbahar yaprakları gibi serilmiş ölü kuşları görmek için fazla uzağa bakmaya gerek yok; yanan bir gezegene yüklenen astronomik enerji maliyetlerine ve YZ'nin işlerini ellerinden aldığı insanlara bakmak yeterli.
1000Kitap
Marx aslında Britanya'nın Hindistan'ı sömürgeleştirmesinin Hindistan'ın çifte kurtuluşunun, yani hem kendi geleneğinin kısıtlamalarından hem de sömürgeciliğin kendisinden kurtuluşun koşullarını yarattığını söylüyor. Bugün elbette bu tip bir bakış açısı bize fazlasıyla naif görünüyor. İngiliz sömürgecilerin Hindistan'da yerli sanayiyi nasıl yok ettiğini ve on milyonlarca insanın ölümüne yol açan büyük yıkımlar yarattığını biliyoruz.
1000Kitap
Christopher Nolan'ın The Prestige filminin başlarındaki bir sahnede sihirbaz küçük bir kuşla bir numara yapar: Masanın üzerindeki kafes dümdüz olur ve kuş ortadan kaybolur. İzleyiciler arasındaki küçük bir çocuk, kuşun öldürüldüğünü düşünerek ağlamaya başlar. Sihirbaz ona yaklaşır ve avucunun içinden canlı bir kuş çıkararak numarasını tamamlar. Fakat çocuk ikna olmaz; bunun başka bir kuş olduğunu, ölen kuşun kardeşi olduğunu söyler. Gösteriden sonra sihirbazı yalnız görürüz, ezilmiş bir kuşu çöpe atmaktadır; çöpte başka ölü kuşlar da vardır. Oğlan haklıdır. Sihirbazlık numarası şiddet ve ölüm olmadan yapılamamaktadır; numaranın etkisi, kurban edilen şeyin iğrenç ve kirli kalıntısının gizlenmesine, önem taşıyan kişilerin göremeyeceği bir yere atılmasına dayanmaktadır. Diyalektik ilerleme mefhumunun temel öncülü tam da budur: Yeni ve daha yüksek bir evreye gelindiğinde, bir yerlerde mutlaka ezilmiş bir kuş vardır.
1000Kitap
Freud klinik çalışmalarında, çocukluktaki eski moda çözümlerin yetişkinliğin tekrarlarına dönüşme şekillerini, tekrarın hatırlamayı reddetmek olduğunu ve hafızanın saklanma yerleriyle dolu olduğunu incelerken tuhaf bir gerçekle karşılaşmıştır: Açılan yaralarımız için farklı kelimeler kullanılmasıyla, bu yaraların anlamlı şeyler olarak görülmesiyle, çektiğimiz acılar bazen dönüşüme uğratılabilir. Anlamsız konuşmalarımızda mutluluk gösterisi vardır; bir başkasına dinlemesi ve cevap vermesi için yapılan çağrı, kendi içinde, umutla doludur.
1000Kitap