Bizim tüm eylemlerimizin zaman içinde gerçekleşiyor olmasının sebebi eylemlerin özsel olarak zamansal olması değil bizim fiziksel doğamızın zamansallığı gerektirmesidir. Çünkü biyolojik varlıklar olarak karar verme süreçlerimiz geçmiş olayların hatırlanması, gelecek olayların planlanması ve ulaşılabilir verilerin toplanıp değerlendirilmesi gibi unsurlar içerir.
Tüm bu süreçler beynin farklı bölümleri arasındaki nörokimyasalar transferler sayesinde gerçekleşir ve bunlar doğası gereği zaman alır. İnsan eylemleri fiziksel süreçlere bağlı olduğu ve bu süreçler de zorunlu olarak zamansal olduğu için bir insanın zamansız bir eylemde bulunduğunu hayal etmek oldukça zordur. Ama Tanrının eylemleri insan eylemleri gibi nörokimyasal değişimler gerektirmediği için gayrı-fiziksel bir Tanrı'nın zamansız eylemlerinden bahsetmek çok daha makuldür. Burada kavramsal bir çelişki de yoktur.
Sahte arzular, duyusal nesnelerin tüketimi ya da sahipliği yoluyla elde edilen hazza dönük arzulardır ve tanımları gereği hep daha fazlasına muhtaç bırakan, doyurulamaz, dipsiz bir iştah uyandırırlar. Hakiki arzularsa esenliğe yönelmiştir ve bu iyi oluş haline ulaşmak için rasyonel bir aklın duyusal arzuları terbiye etmesi ve frenlemesi gerekir. Böylece sınırsız duyusal arzular ile ruhani esenlik arzusu arasında bir karşıtlığa ulaşırız.
Son dönemdeki gelişmelerle beraber küresel kapitalizm, temel yapısında öyle büyük değişimlere gitti ki ona hala kapitalizm denebilir mi, kuşku duyulsa yeridir-ya da Yanis Varufakis'in sözleriyle, "kapitalizm öldü. Şimdi karşımızda çok daha kötü bir şey var."5 Varufakis bu yeni çağa "tekno-feodalizm" diyor.
Bilimsel ilerlemenin insanların acısını azaltacağını söyleyen teknokratik rüya, ideal kapitalist metayı üretiyor: tesirli, bağımlılık yaratan ve giderek daha fazla yan etki üreten bir meta.