Tüm bu anlatılanlardan da anlaşılmaktadır ki, teizm tarafından özellikle kötülük sorunuyla Tanrı kavramı arasında problem olduğunu düşünenlere karşı sunulan “teodiseler ve savunmalar” nihai bir çözüm olmasa da başarılı bir yöntemdir.
Zira alemde kötülüğün olduğu düşüncesinden yola çıkarak bir Tanrı'nın varlığını ya da sıfatlarını reddetmek çok makul ve tutarlı bir yaklaşım olmasa gerek. Çünkü yeryüzünde aklı ve iradesi ile diğer varlıklardan ayrılan insanoğlu kendisine verilen özgür irade sayesinde iyi ve kötü fiilleri işleme kabiliyetine sahiptir. Onun işlediği kötü fiillerden Tanrı sorumlu tutulamaz. Ayrıca âlemde kötülüğün miktarının fazla olmasından hareketle Tanrı'yı inkâr etme düşüncesi de geçerli bir sebep değildir. Zira âlemde iyilik ve kötülüğün miktarını ölçebilecek bir durumumuz yoktur. İnsanlardan kaynaklanan kötülükler çokça gibi görünmektedir. Lakin insan dışında aleme baktığımızda doğa yasaları, gezegenler, yıldızlar, oksijen, su, bitkiler vb. bunlarda canlıların hayatlarını devam ettirmelerine bir engel görmüyoruz.
Kısacası, var olan bu düzenin bir anda darmadağın olacağı düşüncesiyle hayatımızı devam ettirmiyoruz. Sabah kalktığımızda hiçbirimiz oksijen almayacağımızı, güneşin doğmayacağını ya da yerçekimin artık olmayacağını düşünmüyoruz. Hepimiz alışılmış düzende doğa yasalarının devam edeceği kabulüyle günlük yaşamımızı devam ettiriyoruz. Aslında âlemde var olan bu düzen ve intizam kötülükten daha çok iyiliğe işaret eder. Kötülüklerin çok fazla ya da gereksiz olduğu fikri bir anlamda insanın Tanrı hakkında yeterince bilgi sahibi olmadan, kendi düşünce ve muhakemesinden hareketle Tanrısal fiillerin nedenini arama çabasından kaynaklanmaktadır. Kötülük probleminde teizm tarafından geliştirilen cevaplar yeterli bulunmayabilir. Çünkü kötü ve kötülük