Arif

Nübüvvet inancının beraberinde getirdiği teklif ve yeniden diriliş inancı, bir taraftan bu dünyayı amaçsız ve tesadüfi bir gerçeklik olmaktan çıkarırken diğer taraftan insanın doğuştan taşıdığı ebediyet arzusunu meşru hale gerirerek onu ümitli ve anlamlı bir varoluşa davet etmektedir. Deizmin dikte ettiği kozmik yalnızlığa karşı nübüvvet, insanı Yaratıcısıyla konuşan, hesap veren ve nihai bir anlama yönelen bir özne olarak yeniden konumlandırır. Böylece nübüvvet, salt teolojik bir önerme olmaktan çıkıp modern insanın anlam krizine karşı sunulan varoluşsal bir cevaba dönüşür.
Sayfa 160·Kitabı okuyacak
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Deizm, insan aklının metafizik ve ahlaki hakikate ulaşmada yeterli olduğu varsayımına dayanır.“ Buna karşılık Gazzâli'nin “aklın sınır bilinci” ve Râzi'nin “aklın yetki alanı tahlili”, modern rasyonalizmin örtük mutlakiyet iddiasına karşı güçlü bir eleştiri sunar. Burada amaç aklı değersizleştirmek değil, yetki alanını doğru belirlemektir. Bu eleştirinin yalnızca İslâm düşüncesine özgü olmadığını vurgulamak gerekir. Alasdair MacIntyre, Aydınlanma projesinin ahlaki bir zemin oluşturmaktaki başarısızlığını ve rasyonalitenin gelenekten koparıldığında nasıl bir boşluğa düştüğünü bizzat Batı felsefesi içinden tahlil etmektedir.” Kelâmın epistemolojik tevazusu bu anlamda yalnızca bir savunma refleksi değil; aklın sınırlarını hem içeriden hem de dışarıdan tespit eden tutarlı bir epistemik konumdur. Akıl, gözlem ve deneyin desteğiyle ampirik dünyayı anlamlandırabilir, teknik bilgi üretebilir ve Tanrı'nın varlığına dair metafizik sezgiler geliştirebilir; ancak insanın varoluşsal anlam arayışı, ölüm, nihai gaye ve mutlak değer soruları aklın kendi başına çözemediği bir alana işaret etmektedir.
Sayfa 159·Kitabı okuyacak
Gazzâli'nin epistemolojik mimarisi ve Râzi'nin nübüvvet inkârının kök varsavımlarına yönelik felsefi anatomisi, birlikte önemli bir metodolojik sonuç doğurmaktadır: çağdaş deizmle mücadele, parçacı ve tarihsel itirazlara verilen cevaplarla (belirli ahkâm meseleleri, fıkhi uygulamalar veya münferit hadis tartişmaları vb.) başarıya ulaşamaz. Zira ontolojik zemin çökmüşken üstyapıdaki sorunlara verilen parçacı cevaplar ikna gücünü kaybedecektir. Kalıcı ve etkili bir karşılık ancak Tanrı, evren, insan ve bilgi tasavvurlarının bütüncül biçimde yeniden inşasıyla mümkündür.
Sayfa 156·Kitabı okuyacak
1000Kitap
Dördüncü kök, mucizeyi reddeden determinist kozmoloji anlayışıdır. Filozoflara göre evren zorunlu nedensellik bağlarıyla işleyen kapalı bir sistemdir; bu nedenle doğa düzenini aşan olaylar ontolojik bakımdan imkânsızdır. Böyle bir evrende nübüvveti ispat aracı olan mucize, özünde mümkün düzenin ihlali değil mantıksal bir çelişki olarak görülür.” Kelâmcılar bu itiraza ilahi nedenselliğe dayalı “âdet” anlayışını temel alarak cevap vermişlerdir. Buna göre evrende gözlemlenen nedensellik, varlıkların özünden kaynaklanan zorunluluk değil; Tanrı'nın sürekli o şekilde yaratmasına dayanan düzenli bir alışkanlıktır. Ateşin yakması, suyun akması veya doğa olaylarının sürekliliği ilahi iradenin süreklilik arz eden yaratma tarzıdır. Bu nedenle mucize doğa yasasının ihlali değil; Tanrı'nın kendi alışılmış yaratma düzenini elçisini tasdik amacıyla istisnaen farklılaştırmasıdır (harkul-ade). Böylece mucize kozmolojik açıdan imkânsız değil, ilahi kudret açısından câiz bir fil olarak temellendirilir. Bu câiz nitelemesi Gazzâli'nin fiiller tasnifinin kozmolojik düzeydeki yansımasıdır: Tanrı'nın olağan yaratma düzeni âdet, bunun istisnası ise caiz alanın fiili bir tezahürudur.
Sayfa 155·Kitabı okuyacak
1000Kitap
b) Gaye ve fayda itirazı: İkinci itiraz, ibadet ve emirlerin kime fayda sağladığı sorusu üzerinden nübüvveti gereksiz sayar. Eğer ibadet Tanrı'ya fayda sağlıyorsa Tanrı'ya ihtiyaç atfedilmiş olur; insana fayda sağlıyorsa Tanrı'nın bu faydayı ibadet yükümlülüğü olmadan da verebileceği ileri sürülür. Râzi'ye göre bu itiraz teklifin mahiyetini yanlış kavramaktadır. Teklif salt pragmatik bir fayda düzeni değil, insanın potansiyel yetkinliğini fiile çıkaran ilahi bir terbiye ve imtihan sistemidir. İbadetler Tanrı'ya fayda sağlayan bir araç değil; insanın kemalini gerçekleştirmesini sağlayan bir süreçtir. Bu perspektifte nübüvvet, insan doğasının amaçlı yapısıyla (teleoloji) uyumlu bir rehberlik kurumu olarak anlam kazanır: Tanrı insana bir gaye vermiş, nübüvvet ise o gayeye ulaşmanın yolunu göstermiştir.
Sayfa 154·Kitabı okuyacak
1000Kitap