Deizm, insan aklının metafizik ve ahlaki hakikate ulaşmada yeterli olduğu varsayımına dayanır.“ Buna karşılık Gazzâli'nin “aklın sınır bilinci” ve Râzi'nin “aklın yetki alanı tahlili”, modern rasyonalizmin örtük mutlakiyet iddiasına karşı güçlü bir eleştiri sunar. Burada amaç aklı değersizleştirmek değil, yetki alanını doğru belirlemektir.
Bu eleştirinin yalnızca İslâm düşüncesine özgü olmadığını vurgulamak gerekir. Alasdair MacIntyre, Aydınlanma projesinin ahlaki bir zemin oluşturmaktaki başarısızlığını ve rasyonalitenin gelenekten koparıldığında nasıl bir boşluğa düştüğünü bizzat Batı felsefesi içinden tahlil etmektedir.”
Kelâmın epistemolojik tevazusu bu anlamda yalnızca bir savunma refleksi değil; aklın sınırlarını hem içeriden hem de dışarıdan tespit eden tutarlı bir epistemik konumdur. Akıl, gözlem ve deneyin desteğiyle ampirik dünyayı anlamlandırabilir, teknik bilgi üretebilir ve Tanrı'nın varlığına dair metafizik sezgiler geliştirebilir; ancak insanın varoluşsal anlam arayışı, ölüm, nihai gaye ve mutlak değer soruları aklın kendi başına çözemediği bir alana işaret etmektedir.