Eğer akli dengenden mahrum ve bununla birlikte mazur olduğunu bilmesem, şu hissizliğinden dolayı seni alçaklıkla itham ederdim!
Raci ayağa kalktı. Delilere yakışan bir hararetle cevap verdi:
- Ben, ben mi akli dengemden mahrum muşum? Behey divane! Sen aptallar, alıklar gibi şu hayat faciasının karşısında ezilip kalırken ben aşkın ne olduğunu, ikilik yokken bir zatın kendi kendini nasıl sevebildiğini düşünüyordum. Düşünüyordum ki ben, sen, hava, taş, demir hep bir şeyken neden demir ağlamıyor, taş çıldırmıyor, hava yalvarmıyor da insan... (Garip bir kahkaha kopararak) İşte insan sizin gibi delilerle içli dışlı olursa ne düşüneceğini bilemez oluyor. Demir ağlamaz dedim. Kim demiş? Demirle şu kadının ne farkı var? Şu halde ağlayan kim, ağlamayan kim? (Sami'nin kolunu tutup bükerek) Bak, şu kolunu ben büktüm, lakin senden başka olmasa, kolunu kim bükerdi? Halbuki bükülüyor. Niçin? Bu niçine cevap yok. Neden aşk var? Neden sefalet var? Neden zevk var? Neden kahır var? Niçin, niçin? Cevap yok değil mi? On beş yaşında bir kız, yirmi yaşında bir genç. Pekâlâ, genç bu kızı alsın, mesut olsunlar. Lakin hayır. Oğlan attan düşer, kız çıldırır. Niçin cevap yok? Şimdi bu kocakarı niye yaşıyor? Benim de hayatımda ne zevk var? Hiç. Böyleyken genç ölür, kız çıldırır; ben ve kocakarı yaşarız. Asıl garibi neresinde? Bunun niye böyle olduğunu bilen yok, yok, yok! Bu kocakarıya acıyorsun, bana acımıyorsun. Onun kızı çıldırmış, pekâlâ ama benim ruhum, benim kâinatım, benim... Çıldırdı. Lakin insanoğlunun gözü zevkin de sıkıntının da en adisini görüyor. Oh! Beni nereden buldunuz? Ben şu varlıktaki çelişki farkını mahvetmek üzereydim. Beni niye çevirdiniz? Beni neden, niye "niçin"li bir âleme indirdiniz? Oh! Niçinsiz bir varlık! Şu halde seninle çıldırmış kızın, benimle şu taş parçasının ne