Akıl üstü bir meleke var ki, içimizde, biz ona ruh diyoruz... Onun ismi seziştir ve her şeyi gören, bilen, duyan odur. Bir anda sezen... Akıl, sırtında ölçü âletleri taşıyan bir amele gibi seziş duygusunu takip eder. Duygu düşünceden önce gelir, o gelince de akıl ölçmeye başlar. Herşeyi ânî olarak idrak ederiz. Bu (entüvisyon)la olur, akılla olmaz. Kalble, yani ruhla... Akıl ruhun peşinden gelir ve onları kemmiyet aletleriyle ve kendine mahsus kıyaslarla ölçer.
Bu sistemi o türlü vaz'etti ve o türlü sağlam bir mantık kurdu ki, perişan oldu karşısında Akliye Mektebi... Akliyeciler karşılık olarak hiçbir şey bulamadılar; döndüler, dolaştılar, şunu söylediler: "Sen aklı imha ettin, kabûl ederiz; ama metodun akıldır yine... Sen bizi akılla yendin o halde yine yaşayan akıl!"... Cevabı: "Demek ki, akla düşen en büyük hamle, kendi kendisini inkâr, kendi eliyle intihardır!"... Bu da bizim dinimizde akıl bahsinde çok ince bir nüktedir. "Ne akılla olur, ne de akılsız" nüktesindeki zıtları birleştirici hikmet...