Kitabı okurken sıklıkla Adolf Hitler’in şu sözü geldi aklıma: “Eğer bir yalanı yeterince uzun, yeterince gürültülü ve yeterince sık söylerseniz, insanlar inanır. İnsanları, bir yalana inandırmanın sırrı, yalanı sürekli tekrar etmektir. Sadece tekrar, tekrar ve tekrar söyleyin."
Gerçekten de bir yalan, yeterince tekrar edildikten sonra yalan olma özelliğini kaybediyor. Artık büsbütün bir gerçeğe dönüşüyor. Kitap, özgürlük yolunda, eşit olma mücadelesi veren bir grup hayvanın, insanlara karşı verdikleri bu mücadeleyi kazanmalarına rağmen zamanla kendi aralarında üstün bir sınıf yaratarak eşitliklerini yine kaybetmelerini anlatıyor. Öyle ki tüm hayvanlar eşittir yaklaşımı zamanla “ Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir.” yaklaşımına dönüşüyor. Hayat böyledir. Her zaman bir sınıf; daha ayrıcalıklı, daha huzurlu, daha zengindir ve bu sınıf, her zaman diğerlerinden daha iyi şartlarda yaşar.
Fakat sen kimsin ki benim için? Sen, beni asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?
“Dünyanın bütün dağlarında, ormanlarında, bir tek yaprağı bile bir başkasının tıpkısı olarak yaratmamış Tanrı. Oysa siz farklı olmayı delilik sayıyorsunuz.”