'Çok şükür,çok şükür halkıma;şu ne insan ne hayvan olan,ne kurnaz ne aptal,ne seven,ne sevilebilen,bugüne dek en masum davranışlarına bile bir kulp takan o çürük yürekli,o yarısı yaratılmış yarısı yaratılmamış burjuvalardan beni çekip koparan halkımın aşkına şükür!’(ERBİL 2018:158)
‘Onların bizim yaşlardaki gençleri, hiç de bizim gibi bir ‘olmak ya da olmamak’ meselesiyle meşgul değildiler.(…)Biz ise el parçası kadar bırakılmış, çok harap bir vatanda yaşamak imkanlarını düşünüyorduk.’ (TANPINAR 2005: 144)
‘Orada mücadele var, muharebe var. Mukadderatımız orada halledilecek ! Asıl sahne orası. Biz burada sadece seyirciyiz. Sahnenin dışındayız.’ (TANPINAR 2005: 135)
'Yavaş yavaş altı senelik bir gurbetten sonra olduğunu bildiğim için, hususi bir dikkatle etrafıma bakarak yürüyorum. Şehir, hiç de bıraktığım şehir değildi. Bana insanlar değişmiş, hayat değişmiş, evler, sokaklar ihtiyarlamış, yıpranmış gibi geldi.’(TANPINAR 2005: 13)
‘Fakat benim İstanbul’umda ne işleri vardı? Biz harbe girmekle hata ettikse, onlar da bu muameleyi yaparak bu hatayı devam ettirmeli miydiler?( …)Fransız kıtasının arkasından yavaş yavaş yürüdüm. Ve onların Aksaray’a doğru kıvrıldığını görünce ben de rahatça yoluma devam ettim. Fakat daha Vezneciler’de karşıma bir İskoç kıtası çıktı.’ (TANPINAR 2005: 13)