Ruth, Browning’i iyi bilirdi, ama ruhlarla oynamanın ters tepebileceğini aklına hiç getirmedi. Martin’e olan ilgisi arttıkça onun hayatını yeniden biçimlendirmek, içinde bir tutkuya dönüştü.
Gertrude başını salladı, içini çekti ve dikişine devam etti. Martin’in eve sarhoş geldiği konusunda uzlaşmışlardı. Halbuki güzelliği içlerinde hisseden insanlardan olsalardı, o parlayan gözlerin ve hararetlenmiş yüzün, gencin aşkla ilk tanışmasının belirtisi olduğunu anlayabilirlerdi.
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı ki? Kullanmadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kimildayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımiza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?