Aşık Ozan

Aşık Ozan
@Mukann
Çevrim içi notlar...
Ademden Önce-Ademden Sonra
Puan vermedi·124 syf.··
2020 10. kitabı
Millet olarak arabeske, melankoliye alışkın hatta hayata hüzünlü bakmaya çok meraklı olduğumuzu düşünürüm.Türkülerimizde, halk hikayelerimizde ve hatta oyun havalarımızda dahi acı yaşanmışlıkların hüznü görülür.Bunun sebebini hep atalarımızda görmüşümdür.Atalarımızın geçmişte yaşadığı savaşlar, afetler, kıtlıklar artık genetiğimize işlemiş ve bizim bu hüzne merakımız atalarımızdan miras kalmıştır.En azından ben öyle olduğunu zannediyorum. Jack London Adem’den Önce’ye başlarken kahramanımızın ilkel kişiliğini açıklarken bir örnek veriyor: hemen herkesin düşme rüyası görmesi. Bunu ağaçlarda yaşayan ilk insansıların ağaçtan düşme korkusu duymasıyla ve bunun genetiğimize işlemesiyle açıklıyor.Tabii olaya evrimsel açıdan bakıyor. Kahramanımızın ilkel kişiliği hiç unutmadığı ilk zamanlarını rüyada gösteriyor modern kişiliğine.Böylece biz de ilk insansıların yaşamına göz atma fırsatı buluyoruz.Burada London roman sınırlarından çıkmadan evrime bakışını yansıtıyor. Genellikle olaya din boyutundan baktığımız için evrim teorisine düşman yetişiyoruz. Maymundan geldiğimiz gibi bir kalıplaşmış ifadeyle inkar ediyoruz evrimi. Aslında evrim maymundan geldiğimizi söylemez.Maymunla insan bir atadan gelişmiş iki farklı yaratıktır aslında.Açıklaması bu yöndedir. Son zamanlarda din alimleri de evrime eskisi gibi soğuk bakmazlar aslında. Neyse, niyetim evrimi yüceltmek değil. Bilimsel gelişmelerin ülke olarak takipçisi olmalıyız. Kesin hükümlerden uzak durmalıyız.Bilimin temeli şüphe duymak ve araştırmaktır. Umarım bir gün ülkemiz de bilim üreten ülkelerden olur..
Ademden ÖnceJack London · Karbon kitapları · 201926bin okunma
Reklam

Aşık Ozan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·124 syf.··
2020 10. kitabı
Jack London
7.8/10 · 26bin okunma
Cimri Bir Baba + Vefasız Bir Sevgili= Eugenie Grandet
Puan vermedi·208 syf.··
2020 9. kitabı
Bir süre az ücretli bir işte çalışmak zorunda kalmıştım.Oradaki iş arkadaşımla çok sonraları sohbet ederken şöyle demişti:” O zaman az kazanıyorduk. Daha rahat para harcıyordum..Şimdi daha çok kazanmama rağmen cimrileştiğimi hissediyorum.” İlginç bir bakış açısıydı. Ama hak vermemek de elde değildi. Bir şeyler almak isteyip de birine danışırsanız size “ Şu kadar daha kat şunu al.” Derler. ”Yani şu kadar maddi gücün varsa bu kadar da olur.” Bence işte cimriliğin ilk aşaması. Dünya edebiyatında en çok tanınan cimri sanırım Moliere’nin Cimri’sindeki Harpagon’dur. Moliere bütün parasını bahçesine gömen ve kendi çocuklarını dahi şüpheli gören Harpagon kişiliğinde cimrileri eleştirirken onları gülünç durumlara sokar. Balzac’ın Eugenie Grandet eserinde Mösyö Grandet de aşırı cimri bir insandır.Onu Harpagon’dan asıl ayıran nokta ise karısına ve kızına acılar yaşatmasıdır.Bu yönüyle Balzac Moliere gibi mizaha başvurmaz.Onun amacı sadece cimriliği eleştirmek değildir.Amacı cimriliğin bir aileyi ve özellikle genç bir kızı nasıl bir mutsuzluğa sevk ettiğini göstermektir. Aslında Eugenie’nin yaşadığı olumsuzluklara tek sebebin Mösyö Grandet olmadığı da bir gerçek.Ona en büyük acıyı verdiği sözü çocukça gören ve sözünden dönen Charles’tır. Etrafındaki herkes gibi onun da mal ve mevki peşinde olmasına rağmen Eugenie saflığını,temizliğini korur ve iyilik yapmayı hiçbir zaman bırakmaz. Balzac kadını “insan ve melek arasındaki bir geçiş yaratımı” olarak tarif ediyor. Eugenie yaratılışça bir insan ama ruh olarak melek seviyesine ulaşır.
Eugenie GrandetHonore de Balzac · İş Bankası Kültür Yayınları · 20193,915 okunma
Bir İdam Mahkumu ile Milyonlarca Coronavirüs Mahkumu
Puan vermedi·101 syf.··
2020 8. kitabı
Selim İleri, bir eseri ilk okuduğu zamandan bahsederken okumaya başladığında pencere kenarında olduğunu ve dışarıda kar yağdığını söyler hep.Ben öyle söyleyemeyeceğim ki dışarıda güzel bir hava var.Ancak virüs salgını nedeniyle evdeyim, aynı bir idam mahkumunun son günlerini dört duvar arasında geçirdiği gibi.Bu eseri de hep okumak istemiş ama kısa olduğu için her zaman okuyabilirim düşüncesiyle erteliyordum.Aslında ben erteleniyormuşum, kader erteletiyormuş.İronik bir başka şey ise yolculuk sırasında okurum diye cep boy almıştım... Toplumumuzda zaman zaman gündeme gelir idam cezası.Halk olarak gelmesi gerektiğini düşünür, suçlu gördüğümüzün infazının bir an önce yapılmasını isteriz.Sağolsunlar siyasiler de bu özelliğimizi kaşırlar.O an kimse bunun geri döndürülemez bir eylem olduğunun farkında değildir.Ya yanlış bir karar verildiyse... Eser gerçekten suçlu bir idam mahkumunun cezasının kesinleşmesi için gereken altı haftalık süreçten bahsetse de özellikle son güne odaklanıyor.Bana çok sarsıcı gelmedi açıkcası.Öyle anlarda insanın aklını yitirmiş olabileceğini düşünürüm hep.Mesela uçağın düşmeye başladığı anda insanlar ne hisseder? Bazı araştırmalarda düşen hava basıncıyla insanların bayılmış oldukları ortaya çıkmış.Bayılmasalar da sanırım kendilerinde olmazlar. Bu eserin insanlara idam mahkumu üzerinden verdiği en önemli mesaj bu bence ki sahip olduğumuz çoğu şeyin değerini anlayamıyoruz: “Bu hayatta beni üzebilecek ne kaldı ki? ... horlanmak.Gardiyanlar ve diğer mahkumlarca aşağılanmak, SOHBET EDEBİLECEĞİM, ANLATTIKLARINI DİNLEYEBİLECEĞİM BİR İNSAN GÖREMEMEK...İşte celladın elimden alabileceği yegane servetim bu.” Umarım tüm işi yaşlıların üzerine atmaya çalıştırdığımız,dışarı çıkıyorlar diye horladığımız şu günlerde onları anlamaya çalışırız ve yine umarım
1000Kitap
Bir İdam Mahkumunun Son Günü (cep boy)Victor Hugo · Karbon Kitaplar · 2019152,6bin okunma