Açlığın bitmez tükenmez varlığı her yere, her şeye sinmişti. Her türlü kabahatin ve pisliğin kaynadığı daracık kavisli bir sokak, bu sokağı kesen başka başka dar ve kavisli sokaklar, Üzerlerinde döküntü kıyafetler, başlarında gecelik külahları olan ve tıpkı o döküntü
kıyafetlerle külahlar gibi kokan insanlar ve göze görünen her şeyde marazi görünüşlü bir kasvet. İnsanlar bu dağılmış halleriyle bile kıstırıldıkları köşeden kurtulmak gibi korkunç bir ümit taşıyorlardı içlerinde. Bunalmış ve bezgin olsalar da, kimilerinin gözünden alev fışkırıyordu; dudaktan sımsıkı kapanmış, söyleyemedikleri şeyler yüzünden bembeyaz kesilmişti; çatık alınları başlarına geçeceğini ya da başkalarının başına geçireceklerini düşünüp durdukları darağacı ipine dönmüştü.