Muhafız

İnsanoğlu yüzyıl bile yaşamaz ama bin yılın endişesini taşır..
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İslâm’da siyaset yoktur diyenler ya embesildir ya cahildir ya da İslâm’ın hayata hükmetmesini istemiyor. Çünkü İslâm sadece bireysel ibadetlerden ibaret değildir, hayatı bütünüyle düzenleyen bir nizamdır. Bunun en açık delili de Muhammed ﷺ’dir. O sadece namaz kıldıran bir peygamber değildi! Medine’de bir devlet kurdu, anlaşmalar yaptı, valiler tayin etti ve Allah’ın hükümleriyle hükmetti. Tuvalete nasıl girileceğini, tırnağın nasıl kesileceğini öğreten bir elçi devlet yönetiminde yol göstermemiş olması düşünülebilir mi? Onun ardından gelen Ebu Bekir, Ömer bin Hattab, Osman bin Affan ve Ali bin Ebu Talib (radiyallahu anhuma) de ümmeti Allah’ın hükümleriyle yönetti. Kadılar tayin ettiler, beytülmali kurdular, adaletle hükmettiler, seriyyeler düzenlediler, islamı yaydılar. Yani İslâm başından beri bir yönetim ve nizam meselesidir. Bugün ise "muhafazakârlık" adı altında başka bir aldatmaca var. Dillerinde besmele, ağızlarında dinî söylemler var, fakat yönetimde Allah’ın şeriatı yok. Aldatmaca, hamaset, üçkağıt, liyakatsizlik, adaletsizlik hat safhada. İnsanlar şunu iyi bilmelidir, birinin besmele çekmesi veya namaz kılması onun temsil ettiği düzeni İslâm yapmaz. Kendisini de müslüman yapmaz. Ebubekir Sıddık'ın savaştığı zekat vermeyenler, lailaheillallah Muhammed Resulullah diyordu, namaz kılıyordu ama İslam'ın sadece ve sadece -önemle söylüyorum- tek bir rüknü olan zekatı reddeden kafirlerdi. Değil bu zamandaki gibi "Allah göklere hümetsin, biz kanunları kendimiz yaparız" diyerek hakimiyetin sahibi olan Allah'a ortak olmaya çalışmayı, sadece bir zekat. İslam'da ölçü net. Hüküm Allah’ın mı, yoksa insanların mı? Eğer bir düzen Allah’ın indirdiği hükümleri terk edip laik kanunlarla yönetiliyorsa, başındaki insanlar ne kadar dindar görünürse görünsün temsil ettikleri şey
İkindide oruç açılır mı?
"Bugün orucunuzu ikindi namazında açabilirsiniz" deseler ne dersiniz? Muhtemelen çok sert tepkiler gelir. _Sen Rabb mi kesildin başımıza? _Sen kim oluyorsun da Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın koyduğu hükmü yok sayıp kendi nefsinden kanun koyuyorsun? _İbadetin bir rüknünü nasıl değiştirirsin? _Bizi Allah’a ortak koşmaya mı çağırıyorsun? _Sen Allah’ın ortağı mısın? _Bizim Rabbimiz Allah’tır! Böyle bir sözü söyleyen birine her muslim haklı olarak karşı çıkar. Çünkü Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın oruç ibadeti hakkında koyduğu hükmü değiştirmek, kulların kendilerini Allah’ın yerine koyması demektir. Fakat burada sorulması gereken soru çok.. Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın oruç ibadetine dair koyduğu hükmü değiştiren birine bu kadar sert tepki gösteriyorsunuz —ki bu tepki yerindedir— peki neden Allah’ın iktisada, içtimaya ve siyasete dair indirdiği hükümleri kanun maddeleriyle değiştirenlere aynı tepkiyi göstermiyorsunuz? Neden ses çıkarmamakla kalmayıp, oy vererek o sistemlere meşruiyet tanıyorsunuz? Benim inandığım Allah Subhanehû ve Teâlâ "zina yasaktır" dedi. "18 yaşını geçen herkes özgürdür, rızası takdirinde zina serbesttir" deme cüretini gösteren bir sisteme nasıl destek oluyorsunuz? Nasıl kabul ediyorsunuz? Oruç ikindide açılınca sahte ilahlık iddaasında olanlar zinayı serbest edince neden ilahlık iddaasında olmuyor? Farkı nedir? İkiside Allah Subhanehû ve Teâlâ'nın hükmü değilmi? Benim inandığım Allah Subhanehû ve Teâlâ "faiz yasaktır" demiş. Devlet bankalariyla faiz yoluyla tefecilik yapan bir sisteme destek olmak hangi akidenin ürünü? Hangi ehli sünnet alimi Allah'ın hakimiyetini tanımayan, "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesi olan bir yapıya destek verenin İslâm olduğunu söylemiştir? Hangisi böyle bir yapıya Meşrutiyet tanımıştır? Allah’ın hükmü ibadette
Amerika'nın özgürlüğünü isteyen kadınlar burda mı?
"İran’daki kadınlara özgürlük getireceğiz" diyen Amerika'nin siciline bakınca insanın içi daralıyor. Dillerinde insan hakları, kadın özgürlüğü, demokrasi var; fakat tarihin sayfaları açıldığında karşımıza çıkan manzara çoğu zaman kadın ve çocuk cesetleri oluyor. Savaş diyorlar okul bombalıyorlar. 165 kız çocuğunu katlettiler yine. Söz ile fiil arasındaki bu uçurum basit bir siyasi çelişki değil! Vicdanı yaralayan bir hakikat. 3 Temmuz 1988’de Iran Air 655'in düşürülmesi hadisesinde 290 sivil, gökyüzünde parçalanarak hayatını kaybetti. İçlerinde 165 çocuk vardı. Uçak bir savaş uçağı değildi, sivil yolcu uçağıydı. O çocukların ne suçu vardı? Hangi özgürlüğe engeldiler? Sonra "yanlışlık" denildi ve mesele kapatıldı. Fakat toprağa girenler istatistik değildi. her biri bir annenin duası, bir babanın umudu, bir evin neşesiydi. Bu tablo tek başına değil. 1945’te Hiroşima'ya atom bombası atılması ve ardından Nagasaki'ye atom bombası atılması ile yüz binlerce sivil katledildi. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve "savaşı bitirmek" denildi ama insanlığın hafızasına kazınan şey, kül olmuş, gölgesi kalmış bedenlerdi. Vietnam’da My Lai Katliamı ile silahsız köylüler kurşuna dizildi. Irak işgalinde özellikle Bağdat bombardımanı sırasında şehirler ateş altına alındı, evler yıkıldı, hastaneler çöktü. Onbinlerce kadına tecavüz edildi. Anne rahmindeki bebekler kadınlar deşilerek katledildi. Hadisa Katliamı ile yine çocukların da bulunduğu siviller öldürüldü. Filistin'de yine aynı şeyler. Mesele sadece savaş suçları değil! Mesele bir anlayıştır. Demokrasi, özgürlük, insan hakları denilerek yapılan müdahalelerin hepsi, geride kaos ve gözyaşı bıraktı. Bir ülkeye "özgürlük" götürme iddiasıyla girilip, o ülkenin altyapısını yıkmak, halkını iç savaşa sürüklemek, nesillerini travmayla baş başa bırakmak hangi ahlâk ile izah edilir? Eğer adalet gerçekten evrensel bir değer ise, dost düşman ayrımı yapılmadan savunulmalıdır. Eğer kadın hakları gerçekten önemseniyorsa, bombaların altında kalan kadınlar için de aynı ses yükselmelidir. Bir mümin için ölçü nettir. Masum kanı dokunulmazdır. Kadın, çocuk, yaşlı demeden sivillerin öldürülmesi büyük bir zulümdür. Zulüm kimden gelirse gelsin zulümdür. Güçlü olanın işlediği suç, onu haklı kılmaz. Büyük olmak, hesap vermekten muaf olmak değildir. Yeryüzünde kibirle yürüyen, gücünü mutlak zanneden her yapı sonunda kendi yaptıklarıyla yüzleşecektir. Özgürlük, tank paletleriyle gelmez. Demokrasi, bombardıman uçaklarının gölgesinde yeşermez. Kadın hakları söylemi, başka annelerin evlatlarını toprağa gömerken inandırıcılığını kaybeder. Gerçek adalet menfaate göre değişmeyen, mazlumun kimliğine bakmayan, güçlüye de zayıfa da aynı hükmü uygulayan adalettir. Bunun dışındaki her iddia, süslü bir kelimeden ibaret kalır. Demokrasi meselesi sadece siyasi mesele değildir, akide meselesidir. Hüküm koyma hakkı yalnızca Allah’a aittir. Beşerî ideolojilerle, demokrasi adı altında çıkarların belirlediği sistemlerle adalet sağlanmaz. Güçlü olanın hukukunun işlediği bir düzende mazlum hep ezilir. Ümmetin parçalanmışlığı ve Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyişi, bu zilletin temel sebebidir. Çare; Allah’ın şeriatıyla hükmeden, ümmeti tek otorite altında toplayan bir hilafettir. Bu bir tercih değil, imanın gereğidir.

Muhafız

, bir kitap okudu
10/10
·16 syf.·
2 saatte okudu
·
Okunma: 02 Mart 2026 22:27
·
2026 7. kitabı
Anonim
9/10 · 8 okunma