Bu hikaye olup bitmiş gibi anlatıldı. Oysa gelecekte olacakmış gibi olacakmış gibi de anlatılabilir ya da şu an oluyormuş gibi. Sonuçta aralarında çok da büyük bir ayrım yok. Ve bu hikaye hâlâ bitmemiş. Duman adamlara hâlâ zamanımızı çaldırıyoruz fark etmeden(!)
Zaman. Sürekli kaybettiğimiz devamlı akan daha fazlası için devamlı çalışırken kıymetini daha sonra anladığımız zaman. Henüz o kadar zaman kaybetmedik belki ama saniyeler azar azar gidiyor elimizden değil mi? Böyle kandırılıyoruz işte.
Daha fazla zaman için zamanından olmak. Yaşamdan, kendinden, yüreğinden. Sonuçta bu kitaba göre zaman=yaşam=yüreğimiz. Bu korelasyon ne olduğundan çok ne için olduğuyla ilgili bence. Zaman var, biz varız ve bir şekilde geçip gidiyor. Bu noktada ne yapacağız, ne için kullanacağız bu zamanı? Daha büyük işler yapıp daha çok paralar kazanmak, ünlü olmak için mi ? Bunları isteyip çabalayabiliriz elbet ama gözümüz döndüğünde bir şeyleri kaçırıyoruz sanki. Tüm bunlar için zamanla birlikte neyi feda ediyoruz. Feda etmek denmez aslında sadece kaybediyoruz. Oturup gerçekten dinlemek için bile zaman bulamadığımızda. Bakmak için, görmek için, o kadar da büyük olmayan isteklerimiz için, gerçek bir oyun için... Çevremiz, arkadaşlarımız, ailemiz, kendimiz için. Ne için?
Sonda yapacağımız çıkarımları başta yaptığımıza göre şimdi biraz kitaptan bahsedelim.
Bir gün bir zaman eski sarayların amfitiyatroların harabe olduğu zamanda bir kente küçük bir kız gelir. Nereden geldiği, kaç yaşında olduğu bilinmeyen kimsesiz bir kız. Momo. Kimsesiz dedik diye üzülmeyelim. Momo'nun çok özel bir yeteneği ve herkesin sahip olamadığı bir şeyi var. Bolca zamanı ve gerçek bir dinleme yeteneği. Zaten bu sayede kentteki insanlar onu sevip ona yardım etmeye başlıyor. Harabe olmuş amfitiyatroyu tamir ediyorlar ve