İran filmlerini izleyenler bilir; film biter bir şeyler yaşanır bir sonuca bağlanmasını beklersin ama bir anda film biter.Film giriş ve gelişmeden oluşur, sonucu seyirciye bırakılır,artık nasıl devam ettirmek istiyorsa. Kitap da aynen öyle, bir sonuca bağlanmıyor. Son söyleyeceğimi baştan söylemek istedim.
Kitap 3 ana karakter ve babaları etrafında dönüyor.
Alyoşa, kardeşlerin en küçüğü, iyilik dolu saf temiz dindar bir genç.
İvan ortanca kardeş. Ateist, tahsilli, din ahiret ölüm ve felsefi konulara kafa yoran, abisi Dmitri’nin nişanlısına göz koyan, Babası Fyodor Pavloviç Karamazova en çok benzeyen karakter.
Dmitri kardeşlerin en büyüğü. Nişanlısını da bir nebze seven ama onun haricinde aşüfteye(Gruşenka)vurulan saplantı derecesinde ona bağlanan, ki bu da sonunu getirdi, kavgacı hovardanın serserinin biri.
Fyodor Pavloviç Karamazov, karamazov kardeşlerin “babası”.Babalıktan zerre nasibini almamış.Analarına da rahat bir hayat sunmayan,şehvet düşkünü; oğlu Dmitri’nin sevdiği aşüfteye aşık olan, cimri, engelli bir kıza tecavüz edip hamile bırakan tüm ahlaki değerlerden yoksun bir aşağılık!
Kitap boyunca şunu fark ettim Dostoyevski okurdan düşünmesini istiyor. Olay oldu bir sonuca bağlansın bir şey olsun değil, bu olayın iç yüzünü sebeplerini karakterlerin derinliklerinde yaşanan ruhsal durumları düşündürtüyor. Başka yönlerden olayı görmemizi istiyor.Mahkeme salonunda yaşanan konuşmalar psikolojik tahliller bunun en büyük kanıtı. Ayrıca kitapta mahkeme salonunda yaşananlar “12 kızgın adam” filminin içinde gibi hissettirdi. Filmden farkı, bir sonuca bağlanmaması, suçlunun bulunmamasıydı. Suçluyu okur biliyor, burayı es geçmeyelim.En son avukatı dinlerken okur ve mahkeme salonundaki herkes sanığın beraat edeceğini düşünüyordu çünkü çok iyi savundu sanığı ki suçsuzdu da ama