Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter Rıhtımı'nda dayayıp seni duvara
öpeyim seni ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam'a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli
incecikten bir yagmurla karışarak.
...Kurtuluş, hiçbir yerde yoktu; her şey yıkımdı... hayranlık duyulan uygarlıklar, haydutların, boş kafalı barbarların eliyle iskambil kağıtlarından yapılma evler gibi yıkılıveriyordu...
On beş yaşındayken iradem öğrenmeye yönelikti. Otuzuma geldiğimde, yolumu saptamıştım. Kırkımda artık kuşku diye bir şey kalmamıştı içimde-kulaklarım ise ancak altmışında açıldı.
Ne yararı vardı bu sözleri ezbere bilmenin? Onları uygulamak, denemek, içerdiklerini güçlendirmekti asıl yapılması gereken.