Uygarlıkların Batışı
Kitap kriterimi maddeler halinde şöylece sıralayabilirim .
1. Maalouf’un bu eseri, her ne kadar deneme türünde yazılmış olsa bile, konuları işleyişindeki ustalık, dili kullanmadaki maharet, ruh dünyasındaki zenginlik, munis ve rasyonel anlatımıyla kitap, roman tadında okunabilmektedir.
2. Kitap, kendi hayat hikayesi üzerinden yakın dönem tarihi olaylara işaret etmektedir. Öncelikle halkları birbiriyle barışıkken sonrasında çatışan ve kamplara bölünen, Doğu Akdeniz özelinde Ortadoğu’ya ve buradan tüm dünyaya çöreklenen düşmanlık tohumlarından, bunların zuhur ve tırmanışındaki nedenlerden kaygıyla söz etmektedir. Bu kaygısını dünyayı sarıp sarmalayan iklim felaketlerini, ırk düşmanlıklarını, teknolojik ilerlemenin kimi kötü niyetli güçlerin ellerinde doğurabileceği olumsuz halleri George Orwell’in “görünmeyen gizli el metaforu” üzerinden izaha kalkarak gidişatı büsbütün umutsuz bir tabloyla sonlandırmaktadır. Bu ise kitap boyunca okuyucuyla dertleşme gibi anlaşılabilecek hüznünün asıl sebebi gibidir. “Doğu Akdeniz'de ışıklar söndü ve gezegeni karanlık kapladı.” öz cümlesiyle küreğe sarılan Maalouf, “İnsanlık inşa ettiği her şeyi tehlikeye atacak bir çark içine girdi. Şu anda da bu çarktan çıkmayı sağlayacak bir yol, fikir ya da önder görünmüyor.” ez cümlesiyle kürekleri bırakıp çaresiz etrafına bakan bir yolcu gibidir.
3. Maalouf, Doğu Akdeniz’i kirleten başat faktörün 1967 Arap-İsrail savaşı olduğunu ve Arapların yenilgisiyle sonuçlanan çok yönlü travmayı, bunun doğurduğu siyasal, ekonomik, demografik tüm felaketleri ele almaktadır. Şahsi kanaatim, bölgedeki kötülüklerin anası ve asıl failinin İsrail olduğunu bildiği halde bu konuda-başından geçen bir olay hariç- fazlaca üzerinde durmaması, bir Avrupa vatandaşı olmasının verdiği ürkeklikle