Kitaptan, bana arta kalanlar şunlar:
1. Cabiri bütüncül bir yaklaşım izleyerek sistem kurucu bir beyne sahip, ilk dönem İslam tarihinden bu güne değin, sorunlu olan tüm meseleleri merceğe alarak neşteri, titizlikle sorunlu bölgelere vurmuş, tedaviye dönük çözümler sunmuştur. Kitap; imamet, içtihat, sekülerizm ( laiklik), şura, selefilik etrafında köktencilik vs. konuları etraflıca tartışmaya açmıştır. Eleştirile bilinir kimi ayrıntılara rağmen esaslı ve rasyonel bir yaklaşım göstererek meselelere vukufiyetini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
2. Geçmiş müktesebatı reddetmeden ancak tümüyle kabul etmeye de yanaşmadan bu gün ile dün arasında bir köprü kurmaktadır. Bu köprü modern ve gelişmiş bir yapıyı hedefler. Bu yapının harcı olaraktan İslam’ı esas alır. Arapları ve Müslümanları kendinden uzaklaştıracak laiklik gibi tartışmalı meseleleri sahiplenmeden ancak meselelere pragmatik bir ruh da taşıyarak, geçmiş hastalıkların tedavisi için hazırladığı prospektüsünü “Arap olmamasına rağmen(!) bir Arap milliyetçisi gibi, Arapların huzur, barış, refah ve gelişimi için yazar ve Lübnan gibi “çok mezhepli Arap ülkeleri” hariç “İslam’ı birleştirici bir güç” olarak bu hamurun mayası olarak görür. Aslında Cabiri yazdıklarıyla Panislamizm ile Pan Arapçılık arasında ortanın İslam tarafına yaslanmaktadır. Cabiri hakkında okuduğum bir makalede “ O Araplaştırılmış İslam’ı desteklemekte, Müslümanlaştırılmış Arapçılığı desteklememektedir” diyerek Arap İslamcılığı yaklaşımını geliştirdiği ifade edilmektedir. Ancak o tüm bunlara rağmen katıksız ümmetçi ve İslamcı mütefekkirlerden Afgani ve Abduh’tan da etkilenmiş ve eserlerinde aynı meselelere kafa yormuştur.
3. Demokrasinin geçer akçe olduğu günümüzde, doğrusu demokrasinin Arap ülkelerinde hiçte beklenen başarıyı veremediği ortada. Keza