"İtiraf ediyorum, kitap okumak kadar eğlenceli bir şey yokmuş! Kendime ait bir ev sahibi olduğumda, şöyle muazzam bir kütüphane edinmeyi başaramazsam kahrolurum."
Ölü kelimelere minik mezarlar kazıyor
Ağlayarak gömüyor
Kibrit çöplerine taktığım mezar kağıtlarına
Burada yatıyor yazıyordum.
Kelimelerin mezarlığında gece bekcisiydim.
Dirilecekleri günü bekledim.
Dokunsalar dağılırdı iyi pişmiş kurabiyeler gibi kalbimiz
Kıtırdı ve çıtırdı
Nedense iki kuşun ismine benzerdi kalbimiz
Biz böyleydik işte, lezzetimiz de böyle... böyle.. böyle...
Kitabın başındaki ilk öyküde bir evlâdın babasını kaybedişinden duyduğu derin acıyı anlatıyor. O an düşündüm. Babanın ,aile reisinin vefatından en çok kim üzülür diye.Empati kurmak istedim o an. Annem mi en çok üzülür ablam mi abim mi kardeşim mi ben mi? O kadar duygu karmaşasi yaşadım ki ama en çok annem üzülür dedim. Çünkü eşi ,hayat arkadaşı bian da hayatında olmayacak ve onun yerini hiç birşey ile dolduramayacak... Ve
Kitabın sonundaki öyküde ise bir babanın vefatı vardı ve dediğim gibi en çok üzülen anne oldu!
Garip hisler ile bitirdim kitabı...
Mutluluk denen şey, şimdi yanı başındaydı.
Dokunabilirdi ona. Ama ürkütmekten çekiniyordu. Sonsuz bir an uzayıp gidiyordu sanki. Hiç bitmeyen bitmesi istenmeyen.. Kişi yalnızca o anın içinde olduğunu bilmeli, ona dokunmamalı.