Mustafa

2-Mânevî çeviri :
Çeviride dikkat edilecek hususlar 4-Eğer kaynak Metin ilmî bir esere aitse, bu ilme ait terimlerin bilinmesi.Edebiyat, fıkıh,hadis,tasavvuf, hukuk,tıp,vb.bir alanda çeviri yapılıyorsa bu alanlara ait terimlerin bilinmesi esastır . Meselâ bir hadis-i şeriften sonra gelen (رواه الشيخان) ifadesi “Buhârî ve Müslim rivâyet etti” mânâsına gelirken ,hadis ilmine ait terimleri bilmeyenler bunu “iki ihtiyar rivâyet etti” şeklinde tercüme edebilmektedir .Aynı durum (رواه مسلم ) ifadesi için de geçerlidir .Hadis ilminde bu ifade “Müslim rivayet etti” Anlamına gelirken , yanlışlıkla “Bir Müslüman rivayet etti” şeklinde çevirenler olabilmektedir.16
Sayfa 16 - ifav·Kitabı okuyor
Edebiyat
Reklam
Aynalı Baba ile Buluşma
Pozitif bilimleri bu sorulara cevap vermede yetersiz kaldığını görür, ve Râci yeryüzünün güzelliklerinin geçici olduğunun bilincinde olarak kâinâtı “yokluk” anlamında “hiç” mesâbesinde görür. Sorularına aradığı cevabı bir kır gezisinde iki meczup ve dilenci dervişin konuşmalarına kulak misafiri olur : Dervişin biri diğerine “Bu âlemde her ne varsa, benim sıfatımdır. Ben olmasam, bir şey olmazdı. Ben hep’im yâhut hiç’im; ben hiçim yâhut hepim. Zaten hiçle hep, ayn-ı vâhit, şey-i vahittir. Lakin cehl-i fark, bir şeyi iki adla yâd ediyor!” Bu sözler tevhid/vahdet-i vücûd düşüncesini ifâde etmektedir. Tevhid/vahdet-i vücûd, varlık ve yokluğu eşit kılar. Râci, henüz var ile yok’un eşit olmasını anlayacak seviyede değildir, bu nedenle kendisini var zannetmektedir: “Var isem niçin yok olacağım? Yok olmayacağım, ruhum bâki mi kalacak?” (s.26) Meczup ise fenâ ve tevhid/vahdet-i vücûd mertebesini işaret eden şu sözlerle irfan sahibi olduğunu sezdirir: “Ancak ben var’ım, zîrâ ki hiç’im, yok’um. Vücûdum mutlaktır. Fenâ, mukayyede vardır. Mutlak vücûddur. Mevcuddur.” (s.26) Burada sözü geçen “hiçlik” tasavvufta “yokluk”, maddî benlikten uzaklaşma anlamında kullanılmasıdır, Dolayısıyla hakîkate mazhar olan meczuplar için varlık ve yokluk birdir. Meczuplar, Râci’yi “hayvan” mertebesinde görerek ortamı terk ederler. Zîrâ nefis tezkiyesi yoluyla hayvânî niteliklerini insânî niteliklere değişmeyen beşer, henüz insan seviyesine yükselememiştir. Râci, dönemin Batılı akımlarının ve ilminin yetersiz kaldığı bu soruların cevaplarını seyr ü sülûk yolu sebebiyle bulacaktır. Aynalı Baba ile buluşma , Allah (cc) ilminin tek başına kitaplarla öğrenilmeyeceğine inanır. Aynalı Baba’nın hakîkat bilgisi ile kast ettiği “kendi nefsini bilen Rabbini bilir” hadîs-i şerif mucibince tevhid/vahdet-i
Felsefe-Düşünce
Aynalı Baba ile Buluşma
Yaşlı deli ,genç deliye şöyle diyordu: “Bu âlemde her ne varsa, benim sıfatımdır. Ben olmasam, bir şey olmazdı. Ben hep’im yâhut hiç’im; ben hiçim yâhut hepim. Zaten hiçle hep, ayn-ı vâhit, şey-i vahittir. Lakin cehl-i fark, bir şeyi iki adla yâd ediyor!” Bu sözler tevhid/vahdet-i vücûd düşüncesini ifâde etmektedir.
Sayfa 26 - Şule Yayınları
Felsefe-Düşünce
A’mâk-ı Hayâl
“A’mâk-ı Hayal” romanında bahsedildiği üzere kurmaca yapısında tasavvuf( ) ve doğu dinlerinin tevhid/vahdet-i vücûd, ölmeden evvel ölmek/fenâ ve aşk kavramlarından yararlandığını görmekteyiz .
Felsefe-Düşünce
A’mâk-ı Hayâl
Romanda Budizm’in temsilcisi Buda, vahdet sarayına girmek için nefsânî ve şehvânî arzulara hâkim olmak gerektiğini ifâde eder. Görüldüğü üzere Filibeli Ahmed HilmiEfendi , doğu dinlerini, İslâmî tevhid anlayışıyla özdeşleştirmiş, tasavvufî tevhid/vahdet-i vücûd anlayışının yanı sıra doğu dinlerinin ortak hakîkat ya da tevhid anlayışını da vurgulamıştır.
Felsefe-Düşünce
Reklam