Mustafa Azak

Mustafa Azak
@MustafaAzak
İnsan ne kadar yaşarsa yaşasın, ne kadar okursa okusun, en az bildiği şey, kendisi.
Öfke Öfkeyi Besler
Zillmann'a göre, beden ... zaten eşikteyse ve bir şey duyguların kontrolden çıkmasına yol açarsa, bunu takip eden duygu ister öfke ister kaygı olsun, özellikle yoğun yaşanır. Hiddetlenmenin dinamiği de budur. Zillmann yükselen öfkeyi “her biri yavaşça yayılarak uyarıcı bir tepki başlatan bir kışkırtma dizisi” olarak görüyor. Bu dizide her ardışık düşünce veya algı, amigdala güdümlü katekolamin dalgalarının küçük çapta bir başlatıcısıdır ve her biri öncekilerin hormonal ivmesinin üzerine kurulur. İkincisi, birincinin yatışmasından hemen önce, üçüncüsü de onların üstüne gelir ve böylece, her dalga bir öncekinin kuyruğuna takılıp bedenin fizyolojik uyarılma düzeyini çabucak yükseltir. Bu yapılanmada, sonradan gelen bir düşünce en baştakinden çok daha şiddetli bir öfke başlatır. Öfke öfkeyi besler, duygusal beyin kızışır. Bu arada aklın frenlemediği hiddet, patlayarak şiddete dönüşür. Bu noktada insanlar, bağışlamayan ve mantık sınırlarını aşmış, intikam ve misillemeden başka bir şey düşünmeyen, neticenin ne olabileceğine kayıtsız kalan kişilerdir. Zillmann'a göre bu yüksek düzeydeki uyarılma, “bir kudret ve dokunulmazlık sanrısı yaratarak saldırganlığı teşvik edip kolaylaştırırken,” hiddetlenmiş kişi “bilişsel bir rehberden yoksun kalarak” en ilkel tepkilere başvurur. Limbik güdü yükselmektedir; hayatın gaddarlığından alınan en kaba dersler hareket tarzını belirler.
Sayfa 95 - Varlık Yayınları·Kitabı okudu
Psikoloji
Reklam
Hiddet “Dalgası”
Öfkenin kökeni, "savaş ya da kaç' tepkisinin 'savaş' yanında olduğundan, Zillmann'ın öfkeyi körükleyen genel nedenlerden birinin tehlike hissi olduğunu saptaması pek de şaşırtıcı değildir. Tehlike işaretini veren şey; adaletsiz ya da kaba davranışlara maruz kalmak, hakarete uğramak veya aşağılanmak, önemli bir hedefe doğru ilerlerken engellenmek gibi, yalnızca bariz bir fiziksel tehdit de olabilir. Bu algılamalar beyin üzerinde iki tür etkisi olan bir limbik dalganın başlatıcısı olur. Bu dalganın bir bölümü, çabuk, anlık bir enerji dalgası yaratan katekolaminlerin serbest bırakılmasıdır; ve bu, Zillmann'ın deyişiyle “savaş ya da kaç durumlarında görüldüğü gibi, canlı bir eylem süreci” sağlamaya yeterlidir. Bu enerji dalgasının ömrü dakikalarla sınırlıdır ve duygusal beynin düşmanı nasıl tarttığına bağlı olarak, o süre içinde bedeni ya sıkı bir savaşa ya da hızlı bir kaçışa hazırlar. Bu sırada, amigdaladan hareket alan bir başka akım, sinir sisteminin adrenokortikal kesiminden geçerek, kişiyi eyleme hazırlayan güçlendirici bir genel zemin yaratır; katekolamin enerji dalgasından çok daha uzun süren bu genelleştirilmiş adrenal ve kortikal uyarım saatlerce hatta günlerce devam ederek, duygusal beyni uyarılmaya özellikle hazır bir duruma sokar ve bunu izleyebilecek tepkilerin çabuk oluşabilmesi için bir temel oluşturur. Genelde, adrenokortikal uyarılmanın yarattığı bu “tetikte olma” durumu, zaten bir miktar tahrik edilmiş veya bir şeyden biraz rahatsız olmuş insanların neden öfkelenmeye çok daha yatkın hale geldiklerini açıklamaktadır. He türlü stres, adrenokortikal uyarılma yaratır ve öfkelenme eşiğini aşağıya çeker. Böylece, işte zor bir gün geçirmiş birisi, akşamüstü evde, herhangi bir şey yüzünden -çocukların gürültüsü ya da dağınıklığı gibi- aslında başka bir zamanda
Sayfa 94 - Varlık Yayınları·Kitabı okudu
Psikoloji
HİDDETİN ANATOMİSİ
İnsanların kaçınmak istedikleri duygular arasında en uzlaşılmaz gözükeni, öfkedir; Tice, kişilerin en zor kontrol ettikleri duygunun öfke olduğunu bulgulamıştır. Gerçekten de öfke, olumsuz duyguların en baştan çıkarıcı olanıdır; kendini haklı çıkaran sürekli bir iç monolog, öfkeyi serbest bırakması için zihni en ikna edici fikirlerle doldurur. Üzüntünün aksine, öfke enerji verir, hatta coşturur. Öfkenin baştan çıkarıcılığı, ikna gücü, belki de kendi başına öfke hakkındaki şu tür görüşlerin neden bu kadar yaygın olduğunu açıklayabilir: Öfke kontrol edilemez, ya da ne olursa olsun kontrol edilmemelidir, öfkesini kusmak, psikolojik rahatlama açısından daha da iyidir. Belki bu iki görüşün çizdiği kasvetli görüntüye tepki niteliğindeki bir karşı görüş ise, öfkenin tamamen engellenebileceğini öne sürer. Ancak araştırma bulguları dikkatle incelendiğinde, öfke konusundaki bu bildik tutumların yanlış yönde ve belki de baştan aşağı uydurma olduğu görülür. Öfkeyi alevlendiren öfkeli düşünceler silsilesi, aynı zamanda kişinin öfkesini dağıtmakta kullandığı en kuvvetli yöntemlerden birinin de olası anahtarıdır: En başta öfkeyi alevlendiren inançlar zayıflatır. Neden öfkelendiğimiz hakkında ne kadar uzun düşünürsek, öfkemizi haklı çıkaracak o kadar çok “iyi neden” icat edebiliriz. Kafayı takmak, öfkeyi körükler, Ancak olaylara değişik bir açıdan bakmak, öfkenin alevlerini söndürür, Tice da, bir durumu olumlu bir çerçevede yeniden düşünebilmenin, öfkeyi engelleyen en güçlü yöntemlerden biri olduğunu bulgulamıştır.
Sayfa 93 - Varlık Yayınları·Kitabı okudu
Psikoloji
Tutkunun Köleleri
Sen... Kaderin sillesini de, ödüllerini de Aynı şükranla karşılamış birisin... Tutkularının kölesi olmayan bir adam göster bana, Kalbimin içinde, hatta kalbimin kalbinde taşıyayım onu, Tıpkı seni taşıdığım gibi... Hamlet'ten arkadaşı Horatio'ya
Sayfa 89 - Varlık Yayınları·Kitabı okudu
Psikoloji
Kendini-ayarlama
Duygularımıza biyolojik dürtüler yön verir. Onları başımızdan savıp atamayız ama yoluna koymada epey şey yapabiliriz. Aralıksız bir iç konuşmaya benzeyen kendini-ayarlama, duygusal zekânın bizi duygularımızın esiri olmaktan kurtaran bileşenidir. Böyle bir iç konuşma içine giren insanlar tıpkı herkes gibi kötü ruh halleri ve duygusal dürtüler yaşarlar; ama onları kontrol altına alacak ve hatta daha yararlı mecralara yönlendirecek yolları bulurlar. ... Liderler için kendini-ayarlama neden bu kadar önemlidir? Birincisi, duygularını ve dürtülerini kontrol edebilen, yani makul davranan insanlar bir güven ve haktanırlık ortamı yaratmayı başarırlar. Böyle bir ortamda politik manevralar ve iç kavgalar büyük ölçüde azalır ve üretkenlik yükselir. Yetenekli insanlar kuruluşa akın eder ve kuruluştan ayrılmayı akıldan geçirmezler. Kendini-ayarlamanın aşağıya sızan bir etkisi de vardır. Patronun sakin yaklaşımıyla tanındığı bir yerde hiç kimse tez canlı olmak istemez. Tepede öfkeli ruh hallerinin az olması kuruluş genelinde de daha az olması anlamına gelir. İkincisi, kendini-ayarlama rekabetçi nedenlerle de önemlidir. Günümüz iş dünyasının belirsizlikle ve değişimle dolu olduğu herkesçe bilinen bir şey. ... Teknoloji baş döndürücü bir tempoyla çalışma hayatını dönüştürüyor. Duygularına hâkim olmasını bilen insanlar değişikliklere ayak uydurabilirler. Yeni bir değişim programı duyurulduğunda paniğe kapılmazlar; bunun yerine hemen yargıya varmaktan kaçınarak enformasyon edinmeye çalışırlar ve yöneticilerin yeni programla ilgili açıklamalarına kulak verirler. İnisiyatif ileriye doğru giderken, aynı doğrultuda hareket edebilirler. Hatta kimi zaman bu yola öncülük ederler. ... Liderlik açısından kendini-ayarlamanın önemini daha da ileriye götüreceğim ve sadece kişisel bir erdem
Sayfa 25 - Optimist Yayın·Kitabı okudu
Yönetim
Reklam