Bilime yöneltilen bir başka eleştiri de onun sürekli değişip, yanlışlanmasıyla ilgilidir. Bilimsel teorilerin doğruluğunun nihaî olmamasının sonucu olan onların sürekli değişmesi ve güncellenmesi olgusunu, topyekûn bilimsel bilginin ve bilimsel faaliyetin güvenilir olmadığına bir kanıt olarak görmek doğru değildir. Bunun yerine bilimdeki değişme ve yeni gelişmelerin, bilimi yeni veriler işığında, gerçekliği anlamada daha iyi bir noktaya getirdiğinin göstergesi olarak yorumlanmalıdır.
“Birdenbire bedenimin ötesine yükseliyormuşum duygusunu yaşadığımda, Tanrı'nın varlığını hissettim... sanki onun inayeti ve gücü bana bütünüyle nüfuz ediyormuş gibiydi... şunu da eklemeliyim ki, yaşadığım bu coşku anında Tanrı’nın ne bir şekli, rengi, kokusu ne de tadı vardı; bunun da ötesinde, varlığına dair yaşadığım hissiyatın belli sinırları da yoktu... Ancak bu yakın etkileşimi tarif edecek kelimeleri ne kadar çok ararsam, bu olayı alışılagelmiş imgelerin herhangi biriyle açıklamanın imkânsızlığını o kadar çok hissediyorum. Esasında ne hissettiğimi anlatmaya en uygun ifade şu: Tanrı vardı, ama görünmezdi; hiçbir duyu organım ona ulaşamadı, ama bilincim onu algıladı. (James 1902: 68)”