Mustafa

Mustafa
@Mustafadiyebiri
Kitapçılarda zaman öldürmek, içe dönük insanlarda nefs-i müdafaadır. Kitaplardan bağımsız paylaşım yapmıyorum.
9/10
·260 syf.·
2025 8. kitabı
Mark Twain'in bu eseri, çocuk edebiyatında kendine has ayrı yer tutmayı gerçekten hakediyor. Hikayemizde Tom'un haylazlıkları yüzünden okul ve kasabada meydana gelen gülümseten olaylarla beraber macera da hiç hız kesmiyor. Kitabın bir bölümünden sonra okumanızı, zaten istesiniz de yavaşlatamayacaksınız. Teyzesinin himayesindeki Tom, üvey kardeşi Sid ve kuzeni Mary ile Missisipi nehri kenarında doğayla içe içe sevimli bir kasabada yaşarlar. Ne zaman ki tanık olmaktan kaçamayacağı olay Kızılderili Joe ile tesadüfen yollarını kesiştirene kadar! Tom Sawyer, can dostu Huckleberry Fin ve aklını başından alan Becky Thatcher ile çocukluğunun en unutulmayacak anılarını sırasıyla yaşamaya başlayacaktır. Aşk, dostluk ve hazine üçgeni, cinayet, saklanma ve açığa çıkma çemberiyle hikaye boyunca sürekli içe içe geçecektir. Yaramaz mı yaramaz ve uslanmaz görüntüsünün altında çok duygusal ve duyarlı olan Thomas Sawyer'ı okumak sizin de kalbinizi ısıtacak. Çünkü aklı havada da olsa, başında kavak yelleri de esse korkuları içinde, çocuk kalbiyle vicdadını duyabilecektir. Dürüst olalım; 'Tom Sawyer'ın Maceraları" çocukluğuna özlem duyanların değil onun çocukluğunu hiç yaşamadığı için hala çocukluk hayalleri kuranların kitabı. Yazarımızın hayat hikayesini araştırmakta fayda var. Mark Twain'in çocukluğu gibi hikayenin de içinden Missisipi nehri bir kervan gibi uzanıyor. Zaten doğaüstü insanüstünden üstün, tabiatsa en büyük şair değil midir? Bence her çocuk için özgürlüğünün açıklarında onu bekleyen bir Huckleberry'si bir de Becky'si vardır...
Tom Sawyer’ın MaceralarıMark Twain · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202213,5bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·475 syf.·
2026 2. kitabı
Halide Edib'in yazdığı onikinci ama tartışmasız ilk akla gelen eseri Sinekli Bakkal, önce "Soytarı ve Kızı" olarak İngilizce basıldığı(1935) ardından Türkçe yayınlandığı(1936) bilgisi var. Milli mücadele yazarımızın bu sefer toplum gerçekçi yazdığı romanı özellikle İkinci Abdulhamit döneminin baskıcı yönetim şeklini eleştirerek, İstanbul'u kenar mahallesinden tutup da kültürel derinliği içinde sanat anlayışına ve toplum yaşantısına kadar uzandırıyor... (Henüz bu yükün altına da hiçbir 'prodüksiyon' giremedi) Kitabımıza adını veren Sinekli Bakkal bulunduğu sokağa da adını vermiştir ve herşey buradan cereyan edecektir. Dayısından kalan dükkanı devralan "Kız Tevfik" okuduğum en istisnai roman karakterleri arasına girdi bile. Onun sanatçı ve incelikli yüreği, neşesinde mizah duymuş da kadın ruhuna tıpa tıp uymuştur! Kitabın başında imamın kızının zenne olan Tevfik'e kaçmasındaki absürtlük zamanla evliliklerini temelden sarssa da romanımızın ana karakteri Rabia'yı çoktan bize katacaktır. "Vurun Kahpeye" romanındaki unutulmaz Hacı Fettah Efendi'nin prototibi olan dedesi İmam Efendi ve annesi Emine'ye kalan Rabia o yaştan tüm çocukluğu bağnazlıkla yoğrulacak gibi dururken imdâdına Allah vergisi sesi yetişir de yolunu önce Selim Paşa konağına sonra seveceği ve sevileceği insanların arasına düşürür. Artık hikaye boyunca Rabia en çok babasıyla olan bağıyla sınanıcaktır. Mevlevi Vehbi Dede ve Peregrini ile iki ayrı kolda ama iç içe geçmiş halde hem rasyoneli hem maneviyi görecek, Cüce Ragıp'la çocuk olacak, Sinekli Bakkal sokağında kültürünü, Selim Paşa konağında saray ve devlet çevresini bulacaktır. Sürprizlere açık ilerleyecek romanın, çok karakterli olması değil de karakterlerin çok derinlikli olmasının ayrıca hikayeyi güçlendirdiğini siz de okuyacaksınız. Saray baskıyla
Sinekli BakkalHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 202222,9bin okunma
Puan vermedi·400 syf.·
2026 3. kitabı
Kitaba geçmeden önce, kişisel yaşamımdan da birşeyler eklemek istiyorum; vegan yaşadığım için arkadaşlarımın arasında erkekler gibi doğal olarak kadınlardan da beni onaylamayanlar oldu. Fakat beni onaylamayan hemcinslerim, kadınların aksine bu onaylamamayı cinsiyetçi bir şekilde yapmayı tercih etti. Nasıl mı? Et yemeyen erkeğin arka kapı gıcırdıyordur, et yemeyen erkeğin çocuğu olmaz, et yemeyen erkeğin kası mı olur, et yememek gay işidir, yatakta da mı ağzına et koymayacaksın, et yemeden nasıl kaldırıyorsun. İşte bu gibi yaşadıklarım da "Etin Cinsel Politikası" gereğidir ve kitabı destekler niteliktedir... Gelelim kitaba... Yazarımız vejetaryen olmadan ve kitabı yazmadan önce kadın hakları aktivisti olduğunu kitabın başında belirtiyor. Kitap genellikle ABD kültür ve ticari pazarı üzerinden ilerliyor. Ben okurken bazı bölümlerde yorulduğumu ve uzun bulduğumu kabul ediyorum. Ama o kadar değerli ve akademik bilgiler var ki paragraf aralarında... Benim en beğendiğim eserlerden biri Gilman'ın "Kadınlar Ülkesi" ve Shelley'nin "Frankenstein" romanlarını bile vegan-feminizm savında bağlama oturtmakta kalmıyor, vejetaryenliği felsefi tabanından alarak tarihsel ilerleyişine de çok yer veriyor. Diğer yandan dünya genelinde etin insana pazarlanmasının kadını istismarla eşgüdümlü süregelmesi ve kadın bedeni üzerinden bilinçaltına gönderilen sistematik mesajların amacının yemek kültürünü "cinselleme" projesi olduğunu, reklam kampanyalarındaki görsellerin ve ürünün reklam sloganlarının nasıl danışıklı ilintilendiğini bize çarşaf çarşaf KANITLIYOR. Ayrıca kitap erkekler feminist olamaz veya vegan-vejetaryen olamaz diye dikte etmiyor. Feministler dişi hayvanı yememeli veya erkekler en çok dişi hayvanları tüketir gibi bir savı da yok. Sadece faydacılığın erkek algısı üzerinden
Etin Cinsel PolitikasıCarol J. Adams · Ayrıntı Yayınları · 2013946 okunma
9/10
·416 syf.·
2024 11. kitabı
​Öncelikle belirtmeliyim ki kitabı okurken Struma faciasının tarihte gerçekten yaşandığını bilmiyordum, olayı kurgu sanıyordum. Kitabın ortasında meraklanarak internette 'Struma' kelimesini aratınca yaşadığım şaşkınlığı tarif edemem. Hikayeyi, üniversite çalışanı Maya'nın ağzından dinliyoruz. Maya, Türkiye’yi yıllar sonra ziyaret eden Alman profesöre eşlik etmekle görevlendirilir. Hayatının son demlerindeki Profesör Maximilian’ın asıl geliş sebebi bir gönül borcudur. İkinci Dünya Savaşı Almanya'sından Türkiye’ye uzanan aşk ve çaresizlik dolu bu saklı hikayede Maya, Maximilian’ın geçmişine veda etmesine yardım ederken, onun aşkı için ortaya koyduğu duruşa tatlı tatlı hayran kalışına ortak oluyoruz. ​Maximillian’ın dokunaklı hikayesine tanık olurken bir yandan da Maya’nın toplumsal hayatında, işinde ve özel yaşamında karşılaştığı zorlukları okuyoruz. Bu zorlukların yanı sıra Maya'nın çocuğuyla bağ kurma çabasına ve özellikle anneannesi ile babaannesi hakkında yeni öğrendiği şaşırtıcı aile sırlarına şahitlik ediyoruz. Çağdaş bir roman olması ve yalın dili sayesinde kitap tüm okuyuculara hitap edebiliyor. Livaneli süslü, şiirsel bir dil kullanmasa da ne kadar iyi bir araştırmacı yazar olduğunu bu eseriyle bir kez daha kanıtlıyor. Yazarın roman üzerinde titizlikle çalıştığı; kurgusundan ve farklı etnik kökenlerin yaşamış olduğu benzer tarihi trajedileri bir araya getirmesinden belli oluyor. Einstein'ın Atatürk'e yazdığı mektup ve Mavi Alay gibi toplumsal belleğimizde eksik kalan birçok bilgiyi derleyerek bizlere kısmen tarihi panorama sunuyor. ​Diplomasinin o yıpranmış ağlarına vicdanların takılmadığı, dünya tarihinin en büyük insanlık ayıbından biri olan Struma faciasının anlatıldığı bu romanı okumak, tarihsel gerçekleri anma ve saygı duruşu niteliğinde...
SerenadZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 2023164,1bin okunma
9/10
·280 syf.·
2026 1. kitabı
Oscar Wilde'ın yaşamla estetik arasında çöpçatanlık yaptığı bu roman; felsefi iklimde geçerek beni aforizma yağmuruna tuttu diyebilirim. Hikayenin başında Lord Henry, Basil Hallward ve Dorian Gray'i birbirinden apayrı ama yan yana geldiğinde arapsaçına dönen karakterler olarak tanıyoruz. Dorian'ın kendisine aşırı zaafı olan ressam dostu Basil üzerinden aykırı düşüncelere sahip Lord Henry ile karşılaşması hayatındaki dönüm noktası olur. Basil Dorian'a ne kadar manevi olarak bağlanıyorsa Dorian da Henry'e o kadar fikren alışıyor ve ondan kendini alamıyordur. Genç Dorian'ı kendi tazeliğine ve kendi güzelliğine aşık eden Basil ve Henry, Dorian'ın gönlünü bir tiyatrocu güzele kaptırmasıyla kafaları karışır ve hiç beklenmedik bir gelişme Dorian'ın yaşamına farklı yön verir. Dorian Gray'in portresi ruhsal evrilişine şeytani bir rehber olmaya çoktan başlamıştır. Herşey artık ilahi bir sona doğru yakınlaşmaya gidecektir. Lord Henry gerçekten argümanlarıyla insanı baştan çıkarıyor ve kendine çekiyor. Basil Hallward'ın sanatı ve romantikliği, yaşamını eline yüzüne bulaştırıyor. Dorian Gray ise şeytana çoktan "ruhuma sahip olabilirsin ama bedenime asla!" demiştir. Kitabın ilk yarısı beni etkilerken ikinci yarısından tatmin olamadım ve kurgusunu başarılı bulmadım. Wilde'in betimlemeleri ne kadar şairane olsa da (zaten en büyük şairlerden) yaşadığı dönemin estetik geleneklerine çok değinmesi okurunu bazı bölümlerde çok zorluyor. Ben okuduğuma memnun oldum ama genel okuyucunun beğeni ortalamasının altında kalacağını düşünüyorum. Edebiyat dünyasında önemli bir yeri olan bu romanı, Oscar Wilde'ın özel hayatı ve tek romanı olması daha ilgiye değer kılıyor. Sanırım herkes kitaptan istediğini alıyor; kitap bana eşcinselliği tanımlamadı, beni ahlakdışı da bırakmadı. Wilde'ın edebi
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899,3bin okunma