Mustafa Meren

Mustafa Meren
@Mustafameren
Mimar Sinan felsefesinin bir diğer öne çıkan özelliği ise insanın bu dünyada misafir olduğu inancıdır. Elleri boş geldiği dünyadan yine elleri boş ayrılacağını bilse de, biriktirme isteğiyle yanıp tutuşur insan. Maddenin zehri vücuda ne kadar çok zerk olursa, dünyevi bağımlılıklardan kurtulmak da o derece zorlaşacaktır. En yararsız görünen böceği bile öldürmeye kıyamayacak kadar yüksek bir vicdan, hayallerine kulak verecek kadar erdemli bir yalnızlık ve her şeyin geçici olduğunu görebilecek kadar gelişmiş bir zihindir bütün ihtiyacımız.
Sayfa 58·Kitabı okudu
Felsefe
Reklam
İnsanoğlu gariptir; hanlar, hamamlar, saraylar sahibi olunca mutlu olacağına inandırır durur kendini... Ellerim boş olarak ayrılacağım bu dünya âleminde, maddeyi putlaştırıp ruhumu kirletmek niye? Olabileceğim en güzel yer beni hiç tanımayan birinin duasında yer almak değil midir?
Sayfa 20·Kitabı okudu
Felsefe
Bu cihandan bir Mimar Sinan geçti
Kişi bünyesinde ne barındırırsa dünyaya onu sunacak ve dünya da bir süre sonra kişiye sunduklarını geri yansıtacaktır. Âlem bir aynadır. Başkasının rızkına göz diken insan kısa süreliğine kazanmış gibi görünse de mutlak surette iç huzuru yok olacak ve günün birinde yaşattığını mutlaka yaşayacaktır.
Sayfa 19·Kitabı okudu
Felsefe
Son söz
Bilginin kaynağı ilhamdı. Amaç ise alınan bu ilhamı yine ait olduğu yere teslim etmek ve kendini bilmekti. Kendi yerini bilerek, kendini tanımaktı. Kendinden yola çıkarak, bildiklerini ortaya koymak ve eldekilerle asıl olana ulaşmaktı yapılan bunca çalışmanın sebebi. O'nu inkâr etmek, O'ndan uzaklaşmak ve O'nunla yarışa girebilmek için değil... Tam tersine O'nunla bir olduğuna, O'nun ilhamından kendisinde de var olduğuna şahit olmaktı. O'nun anlaşılabilir olduğunu göstermekti bunca uğraş ve gözyaşı. O'nu anlamanın verdiği heyecanı yaşamak ve yaşatabilmek içindi her şey. Bulmak için kaybolmaktı. Kaybolmak için bildiklerinden sıyrılmak, yeni şeyler için kulaç atmaktı bilinmez olana. Keşfetmenin o yaratıcı heyecanından tatmaktı. Ummanlarda kaybolmaktı. Bu öyle bir kaybolmaktı ki sadece etrafındakileri değil, etrafındakilerle birlikte kendini de kaybetmekti. Bu öyle bir uzaklaşmaydı ki bulunulan yerden ve hatta kendinden de çıkabilmekti. Bu öyle uzun yollar aşıp öyle uzun mesafeleri geride bırakmaktı ki bir daha asla geri dönmeye cesaret edememekti. Aradığımızı bulabilmek için böylesine büyük bir kayboluşa evet demek ve onu kabul etmekti.
Sayfa 101·Kitabı okudu
Felsefe