Değerli Dostlar..!
Konya’nın meşhur bir çarşısı vardır, Rampalı..Özellikle kitabevleri,sahafları ile meşhur:))
Dostlarla hasbihal etmek için uğradığımda gözüme bir kitap ilişti,
Cahil Hoca…
Sordum bu nasıl bir kitap ve arkadaşım dedi ki;
Hocam sormanı bile yadırgadım hemen al kitabı:))
Kitabı okudum bir eğitimci nazarı ile yarısına kadar..
Nisan-Mayıs aylarında daha yoğun olacağımdan kitaptan anladığım kadarı ile düşüncelerimi maddeler halinde sizlerle paylaşmak istedim,
-Kimse anlamadığı şeyin hakikaten bilemez. Anladığı andan itibaren gerçek bilgiye ulaşır. Çocuğun en iyi öğrendiği sözler, anlamına en iyi nüfus ettikleri, kullanmak üzere en iyi benimsedikleri, açıklayan bir hoca olmaksızın, açıklayan bir hoca devreye girmeden önce öğrendikleridir...
-Açıklayana dayalı sistemin mantığını yıkmak lazım ,anlama konusundaki kapasitesizliğin tedavi etmek için açıklamaya ihtiyaç yoktur. Aksine açıklayana dayalı dünya tasavvurunu yapılandıran kurmaca, işte bu kapasitesizliktir. Anlayamayanın açıklayana değil açıklayanının anlayamama ihtiyacı vardır;anlayamayanı bu vasfıyla kuran, var eden o açıklayandır.
Bu süreçte özellikle biz öğretmenler öğrenciler anlayıncaya kadar elimizden gelen her türlü gayreti göstereceğiz,
Peki nasıl;
o andaki öğrencinin anlayabileceği en özel en güzel yöntem ile..
-Birine bir şeyi açıklamak, her şeyden önce,ona kendi başına anlayamadığını göstermek demektir. Birincisi rastgele birtakım algıları kaydeder, hatırında tutar, alışkanlıklar ve ihtiyaçların dar çemberi içinde ampirik olarak yorumlayıp tekrarlar. Bu küçük çocuğun ve halktan insanın zekasıdır. İkincisi ise şeyleri nedenleriyle bilir,yöntemli olarak basitten karmaşığa, parçadan bütüne ilerler. Aptallaştıran , ne öğrencisinin kafasını hazmedilmemiş bilgilerle dolduran dar kafalı bir
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Benim için şimdiye kadar yaptığım en özel inceleme olacak bu, umarım yazmak istediklerimin çeyreğini olsun ifade edebilirim.
Leyla ile Mecnun hayatımda en önemsediğim şeylerden biri. Bir diziye bu kadar anlam yüklemek ne kadar mantıklı tartışılabilir. Ama sitede son zamanlarda denk geliyorum benden yaşça büyük kişilerin yorumlarına; gençliğindeki detayları birbirleri ile paylaşmalarını gülümseyerek okuyorum. Çünkü biliyorum ki yıllar sonra ben de Leyla ile Mecnun dolu anılarımı düşünüp hüzünleneceğim. --> Hocanın ısrarla telefonları bırakın uyarısını takmadan sıranın altında tek kulaklıkla birlikte LM izlediğimizi, "Seni tanıdığımdan beri ne fark ettim biliyor musun, aynı Mecnun gibi konuşuyorsun sen!" şeklinde ilerleyen sohbetleri, hatta o konuşmanın bize iyice sinmesi ve günlük hayatta bilinçsizce ağızdan çıkması ile akabinde gelen kahkahalar, dizide geçen o çok özel şiirleri gönlündeki kişiyle paylaşmak ve üstüne bin kat daha anlam yüklemek, hediye almayı isteyip cesaret edemezken LM temalı bir şeyler almanın arkasına sığınmak, "Aaa zil sesini sen de mi o sahnedeki şarkı yaptın" diye ortak nokta bulmanın sevincini yaşamak... Daha niceleri işte. Kitabı okurken içinde küfür de görünce şaşırdım, arkadaşıma "Küfür de geçiyor biliyor musun" dedim, "Poşet gibi mi :D" dedi. Her şeyin özeti gibi bir olay aslında, Leyla ile Mecnun evreninde poşet küfürdür, kulpu kırık çaydanlık küfürdür, ıslak terlik küfürdür. Sakız sigaradır, erik içkidir. Bu dünyadan değildir Leyla ile Mecnun. Orada her şey mümkündür, uzaya da çıkılır, yerin dibine de batılır, mecaz değil cidden batılır! Hatta Mecnun "yeraltına" batmışken kenarda Dostoyevski göze çarpar bir şeyler yazarken :)) Yakalamasını bilene en ince absürd espriler oradadır. Bi de bunları anlayınca sevinir insan, "Yavvv adamlar ne