Oğuzhan Âsım Güneş

Ancak “kültürün kültürsüzleştirilmesi” olarak modern dönemde kendisinden söz edilen “kültür endüstrisi” kültürün asıl anlamından bir sapmayı ifade eder. Burada ilk elden farketmemiz gereken şey kültürün bir gelenekle içeriklenmeksizin “kültür” olarak adlandırılamayacağı gerçeğinde düğümlenir.
Sayfa 72 - Ahval Yayınları, 2025, İstanbul
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kendi eylemsizliğini başkalarının aksiyonu üzerinden meşrulaştırma çabasının adı: muhafazakarlık. Kağıt üzerinde aynı mahalleye dahil ettiğimiz muhasarakârların öksüzlüğü kanıma dokunuyor. Fikir kalesi burçlarında şeref nöbeti tutanları pandikleme yarışına girişen aşağılıklar topluluğuna ne demeli? Haset, fitne, fücur gırla. Karşı mahalleye yaranmak için haysiyetini mezata çıkaranlara ne demeli? Birkaç yıl önce bu mesele üzerine yazmıştım. O günlerde, bu adiliğin varabileceği son noktada olduğumuzu sanıyordum. Yanılmışım. İlgilisi için şuraya bırakıyorum; nedametdergisi.com/2023/06/21/muha...
Takdir cümleleriyle örülmüş herhangi bir incelemeyi 2 kez okuduğumu hatırlamıyorum. Çamur kalfalarına değil sahici münekkidlere ihtiyacımız var. Birkaç nokta dışındaki tüm eleştirilere aynıyla katılmamak mümkün değil. Tekamül böyledir işte. İster şiir olsun isterse nesir, bir metin okuyucuya arz edilmişse; kalem sahibinin “Orası öyle değil. Orada onu kastetmedim” demesi abesle iştigaldir. Nitekim yazı artık okuyucunun tasarrufundadır. Yüreğinize sağlık velhasıl.

Bahadır

@rengigul
·
Direkten Dönen Mecmua
Nedamet Dergisi - Sayı 3 (Ekim-Kasım-Aralık 2025), bugün elime ulaştı ve anında okuyup bitirdim. Bu şekilde edebiyata gönül verenlerin olması çok hoş. Kendileri durumlarından memnunlar mı bilmem ama reklam olmamasından o kadar memnundum ki anlatamam. İçindekilere gelcek olursak birkaçı hakikaten hayal kırıklığıydı. Üç ayda bir çıkarılan bir derginin içerisindeki bütün yazıların insanlar tarafından çıkmasını beklerdim. Okuyucuyu kale almalarını, daha da ehemmiyetle işlerine sarılmalarını isterdim. Düşünürdüm ki bu yazarlar zarureten değil, istedikleri için zamanlarını harcamış, masanın başına oturmuş ve okuyucuya sunacaklarını düşünmüşlerdir. Muhakkak hepsi öyle ya da böyle bu süreçten geçmiş olsa da 'Yapay Zeka'dan okuyacağımı düşünmezdim bir bölümü. Dergide en sevdiğim kısım 'Musalla Kalesi' adlı öykü oldu. Musalla taşını kale yapan çocuklar, Mevlana Meydanı'nda kimi zaman şahit olduğum anları hatırlattı bana da. Yine de kişisel yaşanmışlıkların haricinde dergide en başarılı bulduğum kısımdı. Dergide yer alan bir başka hikayede 'Pars' idi. Ne yalan söyleyeyim, 'bir elâ gözlü' beklemedim değil. Gerçi hikayeyi okuyacak olursak belki de öyle bir 'şey'di. Cortazar, Baudrillard, Marquez'in aklına Celile Hanım gelmeyecek de olsa kim bilir belki de kafede oturanlardan birisi Yahya Kemal'di. Hikayenin kimi kısımlarında okuycuyu yoran cümleler vardı. Öznenin fiilini ilk bakışta anlayamadığım parçalar ya da olayın geçtiği mecranın kurulmasında bir zorluk yaşanıldığını sezdim. Yazarın aynı zamanda derginin editörlüğünü üstlenmesine de tebrikte bulunarak diğer yazılara dair fikirlerime geçeyim. Şunu söyleyeyim ki şiirleri eleştirmeyeceğim. Çünkü 'Sıradan Bir Şiir' diye günün saatlerinde cümleler kaleme almak dahi şiir sayılmış bu dergide. Aynı masada, aynı edebiyatta değiliz. Bereket ki yaptıkları söyleşiyi şair'le
Kahr-ı nedametle geçti günlerim Şu feleğin hiylesinden usandım Naşad gönlüm her zaman çeker de ahı Hiç çekilmez çilesinden usandım
Sanatın en önemli unsuru ve çıktısı hayrettir.
Sayfa 28 - Enver Gülşen, YAPAY ZEKÂ VE SANAT ÜZERİNE GEMİNİ İLE KISA BİR SÖYLEŞİ