Tarih, insanları; insanlar da tarihi yarattığına göre ebediyete kadar devam edecek bir fâsid dairenin içinde kapalıyız demektir ve tarihin bedbahtlığı da kendisinin, menfaat gördükleri zaman en ilâhî hakikatı bile red, inkâr, tahrif veya ihfâ edebilen insanlar tarafından hikâye edilmesindedir. Uzağa gitmeden, çatırtıları hâlâ işitilen bir hâileyi misal vererek fikrimi ispat edeceğim: İkinci Abdülhamid çok kötü bir adamdır ve onun sadrazamı Said Paşa da istibdada âlet olmuş kötü bir vezirdir, değil mi? Tarih böyle yazıyor.
- Evet!
- Evet değil, hayır! Tarihin şuuru ve vicdanı olsaydı böyle demeyecekti. Çünkü tarih Sultan Hamid’le sadrazamını bize onların düşmanları olan hürriyetperverlerin ağzı ve gözüyle anlatıyor ve eşref-i mahlûkat sayılan, fakat hakikatta bir sürüden başka bir şey olmayan insanlar da bu şahane safsatayı kabul ediyor. Acaba Sultan Hamid’in gözüyle tarih yazılsaydı hürriyetçiler için verilen hüküm ne olacaktı? Bu hükmün doğruluğu ne malûm diyeceksin. Şuradan malûm ki Sultan Hamid’in siyasi idam yapmadan otuz yıl ayakta tuttuğu imparatorluğu hürriyetçi takım siyasî idamlar, korkunç istibdadlar arasında ve on yılda tasfiye ettiler. Şimdi şu kıyaslamaya göre daha başka neticeler de kendiliğinden çıkmaz mı? Hürriyet kahramanları ortaya fırlamasaydı da Abdülhamid yerinde kalsaydı Balkan Harbi çıkmayacaktı.
Çıksa bile Abdülhamid’in siyasî dehası Balkanlıların arasına tefrika sokacak ve belki birini kendisine çekecekti.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
- Orkun yazıtları hakkında bir soru vermiştim. Kızlardan biri ne yazmış, biliyor musun? “Orkun yazıtları On Altıncı Asırda Gök Türklerin Cumhurbaşkanı Kül Tegin adına dikilmiştir” diye yazmış...
- Güzel yazmış! Herhalde Dışişleri Bakanının kızı olacak...
- Neden?
- Bu kadar siyasî olabilmek ancak onun harcıdır.
Ayşe hâlâ gülümsüyordu:
- Sekizinci Asır yerine On Altıncı Asır diye yazmasa pek büyük bir yanlış değildi ama...
- Yine de büyük sayılmaz. Nihayet bir kız çocuğudur ve ona göre mazideki sekiz asırlık fark istikbaldeki bir gün kadar mühim değildir. Bir prensle bir cumhurbaşkanını karıştırmakta da mazurdur. Onun için ehemmiyetli olan hayalindeki prenstir.
Kalbin benim olsun diyorum, çünkü mukadder...
Cismin sana yetmez mi? Çabuk kalbini sök, ver!
Yoktur öte âlemde de kurtulmaya bir yer
Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...
«Evet albayım! Askerlik sanatı bakımından son büyük eser Pilevne savunmasıdır!» demişti.
Albay öfkelenmişti. Onu kıskıvrak yakalamak için mutad taktiği kullanmaktan geri kalmamıştı:
- Çanakkale ile Sakarya’yı hatırlamıyor musun?
- Çanakkale erlerin, Sakarya subayların zaferidir. Bu muharebelerde kumandanlık sanatının rolü azdır.