Oğuzhan Âsım Güneş

Mental sağlığını nasıl koruyor bu adam?
Küçürek öykü, çehov tarzı, sembolizm ve daha bilmediğim birkaç tekniğin harman yeridir Ömer Talha kalemi. Lakin kaosun düzeni hakim. Yalın anlatım ve ardından gelen kaotik üslup. Evet, öykülerini ne zaman okusam beyin mesaim artıyor. Ömer’in hikayeleri üzerine daha çok konuşulmalı. Talih bize bu imkanı sunuyor. Şükür…

Nedamet Dergisi

@venedamet
·
Ömer Talha Kavas Yazdı:
"Sabah Burada Beyaz Bir Masa Vardı" nedametdergisi.com/2024/12/30/saba... ''Kütüphane olarak kullanılan odada, eski kitapların tozlu sayfaları arasında uykusuz geçen geceler kimleri kimlerin, neleri nelerin şahidi kılmadı ki? Kimi zaman, insanların "gıyaben" diye anlattıkları hikâyelerin gölgelerinde, onlar kaç gece çıplak gözle sabahladı. Kalktıklarında, hakikatin yükü bir dağ gibi omuzlarına binerdi. Pencereden bakanlar, zamanı dilimlere bölüp, mekânı dinlenmiş asil atlarının sırtında arşınlarlardı.''
1000Kitap
Reklam
Önemi yarım asır sonra anlaşılacak ve dahası siyaset bilimi ve sosyoloji derslerine konu olacak bir meseledir bu. Erhan ağabeyimin incelemesinden gördüğüm kadarıyla işin siyasi sürecine mercek tutulmuş. Halbuki kamuoyu oluşturan bir eylem planı var ortada. Kusursuz bir organizasyondur bu. Efkar-ı umumi derdi eskiler. Millet aklını, yaşayış biçimini ve günlük reflekslerini dizayn etme çabası güden bu gibi dergiler, 80 Darbesi’ndeki komite kararları ışığında çalışmaya devam ediyor. Herkesin bildiği o “Üç S” meselesi. Yani sağ-sol olarak ikiye bölünen Türk gençliğinin gündemini “Seks-Sanat-Spor” üçlemesiyle siyasetten arıma tedbiri. Lise yıllarımdı. Büyük bir matbaada yevmiyeci olarak çalışıyordum. Bu vesilesiyle Penguen dergisine maruz kalıyordum bolca. Kara mizah adı altında hem siyasi kaosa zemin hazırlıyor hem de pornografik meseleleri işliyordu Penguen. Charlie Hebdo ekolü zamanla egemen oldu karikatür camiasına. Hasan Kaçan gibi pek azı kaçabildi bundan. Sanat külfetli bir meseleydi. Özelde lise öğrencileri olmak üzere daha ulaşılabilir bir kitle için yeni bir mizah türü atıldı ortaya. O meşhur “Caps” dönemi. İnci Caps, söz konusu dergilerin sanatsız ve tarafsız(!) versiyonu olarak doğdu. Zira hiçbir caps imza taşımıyordu. Bu yüzden herhangi bir yaptırım, hukuku süreç vs… yaşanmadan her türlü değer “kara mizah” adı altında aşağılanabiliyordu. Elbette dergilerin taşıdığı misyon daha etkiliydi. Elit bir kitleye hitap ediyordu ve kanaat önderleri için mühim bir referans noktası oluyordu. Günün sonunda koca bir tebriği hak eden bir çalışkanlıkla karşılaşıyoruz. Kusursuz organizasyon, kesintisiz fon. Fon demişken; Bizim Mahle’nin para babaları mabat yalatmadan zırnık koklatmaz. Yalatsa da koklatmaz. Kayıtsız dürzü topluluğudur onlar. Tek hassasiyetleri İş Bankası

erhan

@bulanlararayanlardir_
·
MİZAH MI LAZIM PROPAGANDA MI?
Zaman ayırırsanız memnun olurum. Hem hafıza tazelersiniz. * Güldürü mevzusunun medyadaki en önemli unsurlarını karikatürler oluşturuyor. Yazılı medyanın, dijitale neredeyse boyun eğdiği şu dönemde gazete ve dergilerin tirajı düşmüş olsa bile karikatür dergileri için, özellikle kitleye ulaşma açısından işin rengi pek de böyle değil. Karikatürün gerek ebat ve gerekse doğası gereği görsel oluşuyla dijitale son derece uygun olması bunda başat neden olarak görülebilir. Sebeplere, okunmasının zaman almaması ve hatta kimi zaman okunmaya gerek dahi olmaması da eklenebilir. Yine karikatürlerin, internette “caps” denen kısa ve akılda kalıcı görsel ürünlerle benzer kimlikte oluşu ona artı yazan bir başka etmen olarak dikkat çekiyor. Bu dalın ülkemizde yoğun biçimde kullanılmaya başlaması 2. Abdülhamid zamanına denk düşüyor. Pek çok şey gibi bunda da Fransız ve Amerikan rüzgarından etkileniliyor. Ve yine pek çok şey gibi “halkın yanında” mottosuyla sunulmasına karşın “halka rağmen” icra ediliyor. Peki nasıl başlıyor? İleriki zamanlarda aynı şekilde devam etmek suretiyle Sultan 2. Abdülhamid eli kanlı, bağnaz, cahil, zalim, cani katil biri olarak resmediliyor. Bu batı medyasında da o zamanın Türkiye medyasında da bu şekilde. Çünkü batı, yani efendiler öyle diyor. imgur.com/a/Alac1kd Aradan geçen asırlık zamanın akabinde tarihini halen batı gölgesinde okuyan ülke medyasında pek değişen bir şey yok. Başta 2. Abdülhamid ve Yavuz Sultan Selim olmak üzere hemen tüm Osmanlı padişahları yukarıdaki sıfatlarla anılır vaziyette. Elbette bu, Osmanlı’nın temsil ettiği değerlerle örtüşmeyen zihniyetin sonucundan kaynaklanıyor. Sertaç Timur, tanımlarından biri “daima muhalif” olan sanatçıların, bu raporda karikatüristlerin, ikircikli durumlarına dikkat çekiyor. Nitekim İttihat ve
Yazarlık yolculuğundaki hemen her kalem sahibinin düştüğü bir hata; yazıyı kendi içinde kemale yaklaştırmaksızın bir başkasının yorumuna sunmak. Bu hata bizi yoldan çıkarır. Orhun hocamız bu meseleyi -bilinçli yahut bilinçsiz- “tenkit” kavramında saklamış. Ancak kendi içimizde kemale yaklaştırdığımız bir metni tenkide sunabiliriz. Taslağın taslağı yazarın mahremidir.

Nedamet Dergisi

@venedamet
·
İbrahim Orhun Kaplan yazdı: "Kötü Yazma Kotası ve Eleştirinin Önemi" "Yazarlık yalnızca ilhamla değil, emekle beslenir. Bu emek, kotayı doldurmak için gösterilen çabanın, alınan eleştirilerin ve yazıya harcanan zamanın bir bütünüdür. Kötü yazma kotasını doldurmanın ardından gelen ödül ise, daha iyi, daha etkili ve daha güçlü bir yazı diliyle okura ulaşma kabiliyetidir." nedametdergisi.com/2024/12/29/kotu...
Evet, İsyan
Bu topraklar için toprağa düşen, cephede dövüşen ve diyetin her türlüsünü ödeyen kim varsa, 200 yıldır başı önde yürümekle malüldür. İslam Ordusu’nun bir ferdi olma şerefinden men edilen kafir kısmı ise hiçbir diyet ödemeksizin; müslüman tacir ve esnaflarının cepheye gitmesiyle doğan pazar boşluğundan ettiği kârın milyonda bilmem kaçıyla ödediği haraç sayesinde ekonomik gücü ele alarak “vatan” üzerinde söz sahibi olabilecek kudrete eriştiği günden bu yana aciz, zelil ve sünepeyiz. Şu fotoğraftaki Gazi’nin torunları, arkadaki kaytan bıyıklı ibnenin torunlarıyla aynı pozu vermeye devam ediyor. Hasbelkader iktidara gelen Gazi torunları ise kaytan bıyıklı ibnenin torunlarına göre ayarlıyor nabzını. Hesap sormak hakkımız. Lakin hesap vermekten kalkmıyor başımız.