“Bir kısım insan, önceki devirlerde yaşayan velileri kabul eder, fakat sonraki devirlerde yaşayanların veliliğini inkâr eder. Bunlar, insanların en kötü durumda olanlarıdır.
Bir kısım insan, önce ve şimdiki zamanda velilerin varlığını kabul eder, fakat onların yaşadıkları zamanda halkın içinde gizli olduklarını söylerler. Böyle düşündükleri için Allah onları, bu velilerin bereketinden (terbiye ve feyzinden) mahrum bırakır.
Bir kısım insan da zamanlarında yaşayan velileri kabul eder, onları tanır, onları bereketiyle pek çok hayır elde eder, kendilerini yüceltir; onlara karşı son derece hürmetli davranır. Bunlar Allah’ın, kendisine ulaştırmak ve huzuruna yaklaştırmak istediği saadet ehli kimselerdir.
İbn Atâullah-ı İskenderî, Hikem adlı eserinde der ki:
‘Velilerine ancak kendi zatına delil olan şeyleri delil yapan ve onlara ancak huzuruna ulaştırmak istediği kimseleri ulaştıran Allah’ı tesbih ederim (O’nu her türlü noksanlık ve kusurdan uzak tutup yüceltirim).’”
İbn Acîbe, tasavvuf ilmini özetle şöyle tarif eder:
“Bil ki bâtın (tasavvuf) ilminin temeli, iç âlemi (kalbi) bütün kötü ve düşük huylardan temizleyip onu her türlü güzel ahlâk ile süslemektir. Kalp, kötü ahlâk ve sıfatlardan temizlenip faziletli ahlâkla süslenince, üzerinde nurlar parlar ve ilâhî sırlar gözükür; böylece irfan ilmine ait hakikatler ve rabbânî sırlar keşfolur, sahibi müşahedeye dayalı bir marifeti elde eder ve ihsan makamına ulaşır. Tasavvuf ilminin özü ve meyvesi budur.”