“Neden kızıyorsun ? Neden şikayet ediyorsun ?“ dedi . “ İçinde şeytan dediğin o şeyin en kıymetli tarafın olmadığını nereden biliyorsun ? Sizin gibi beş hissinden başka duygu vasıtası olmayanlar bu daimi korkudan kurtulamazlar . Asıl sebep ve illetlere varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır. Gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağır eden sesler ,ağzımızı paslandıran yediklerimiz , kalbimizi önce coşturan sonra durduran sonsuz koşmalarımızdır. Yüksek insan dışına değil , içine kıymet verendir .”
-“Meğer sen fazilet abidesiymişsin!”
+ “Değil …değil… fakat şu muhakkak ki bugün olduğum gibi olmak da istemiyorum . Büsbütün başka bir hayat , daha az gülünç ve daha çok manalı bir hayat istiyorum . Belki bunu arayıp bulmak da mümkün … Fakat içimde öyle bir şeytan var ki … bana her zaman istediğimden büsbütün başka şeyler yaptırıyor. Onun elinden kurtulmaya çalışmak boş … Yalnız ben değil, hepimiz onun elinde bir oyuncağız ..”
“Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi.
Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı ? Kullanılmadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı ?”
“Gökyüzü öyle yıldızlı ,öyle berraktı ki , onu gören kendine sormadan edemezdi : Nasıl oluyor da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız , kaprisli insan yaşayabiliyordu ?”