Yetişkinlikte "mutlak" peşinde koşmak, bu evrelere, özellikle de pre-Oidipal evreye saplanıp kalmak gibi geliyor bana. Büyümenin yolu, "mutlak" arayışını, hiçbir zaman "bugün ve burada" olmayan arzu nesnesinin peşinde koşmayı bırakmak olabilir.
Nihayet, dünyayı sevmeyi öğrenmek benim için bir neşe kaynağı, kötünün karşısında bile öğrenen ve seven, hatta kötüyü bile öğrenip seven bir dans olacaktır.
Popüler psikanalizin, psikiyatrinin ve psikolojinin ve bir de bu alandaki "uzmanların" önemli bir bölümünün bize söylediği, "sorun çıkarma, normale dön"den başka bir şey değil aslında. Uyum sağla, razı ol, katlan, kanaat et, iktifa et. Üstelik bunlar "sus, boyun eğ, itaat et" diyen despot efendiden de beter, çünkü o efendi sesimizi çıkarmamamıza, içimizden isyan etsek de pratikte itaat etmemize razıydı. Oysa bu psike-vesairelerin bize uygun gördügü kölelik bununla bitmiyor; onlar içimizden de inanmamızı, rıza göstermemizi, kabullenmemizi istiyorlar.
Pratikte bir anlamı olacak hakikatler, vahiyler ve tebliğlerde ya da üstün yetenekli/dahi/ermiş bireylerin zihninde değil, bireyler arasındaki etkileşim alanında doğar ve anlaşılır.