Tek başına kalınan bir deniz feneri...davetsiz misafirler ve sonrasında başlayan amansız mücadele...Jules Verne bizi bu kez uzak denizlerde bir fenerde karşılıyor....
Ay ışığı kitabında, birbirinden farkli hikayelerde, Dünyanın her yerinde farklı hayatlar, farklı acılar yaşandığını, savaşın her zaman olduğu gibi kazananı olmadığını, bir yerlerde saklanan bencil tarafımızın sonumuzu hazirlayabilecegini göreceğiz ...
Bence kitabi güzelleştiren Humpherey Van Weyden ın istemeden katıldığı bu vahşi deniz macerasinda tanidigi bir bayana rastlamasiydi. Nitekim bu karakter Weyden ın tek başına kalacağı vahşi denizde kimi zaman bir dost, kimi zaman da onu cesaretlendiren ve ayakta kalması için güç veren mükemmel bir varlıktı. En sonunda kendisinin de itiraf edeceği gibi O'nun "küçük tatlı kadiniydi "...
Satranç adlı eseri sıkılmadan kisa sürede okudum. Öğrenme şeklinin ve karakter farkliginin başarma psikolojisine nasıl etki ettiğini bu eserde görüyoruz...
Gitgide insanlardan uzaklaşırken tarif edilmez bir duyguyla yıllardır beklenilen ve hep bulunduğu anda kaybedilmesiden korkulan aşkla hayata yeniden tutunmak. Hep hayal edilen mutluluğu hiç hayal edilmeyen bir şekilde kaybetmek... Yıllar sonra hic unutulmayan o aşkından tekrar hayata tutunabilecek güzel bir hediyeyi görmek... Buna rağmen hiç ama hiçbir şey yapmadan yavaş yavaş ölüp gitmeyi tercih etmek. Bu Raif Efendinin kendine kestiği bir ceza mıydı, yoksa hayatta tek sevdiği kadına artık sonsuz hayatta kavuşmak için başvurduğu, artik kendinde hicbir guc bulamadigi için ona zahmetsizce ulaşılabilecegini düşündüğü en kolay tek yol muydu?.. Ne kadar ona üzülsem de hayatın karşısına çıkardığı biricik aşkından o güzel hediyeyi kucaklamadigi için ona hala birçok okur gibi çok kızgınım...Ah Raif Efendi...Sabahattin Ali mekanın cennet olsun.