İnsanın günlük hayatındaki patolojik, aykırı durumların temelinde yatan hakikat; insanın kendini yaratan, yüce varlığı unutması merkezlidir. Buna ister psikolojik ister sosyolojik isterse politik beşerî bütün katmanları dahil edelim; insanın problemlerinin birinci derecede kaynağı, aslını inkâr, aslını unutmaktır. Aslını hatırlamayı ihmal eden kişi boş kalmaz, hatırlanması ona hiçbir fayda vermeyecek şeyleri hatırlamaya başlar. Çünkü hatırlamak eylemi evrenseldir, insanidir; insan hatırlamak, zikretmek, anmak ister
Tasavvufa göre Resulullah'ın tafsilatı âlemi meydana getirir. Zerreler olarak Resulullah her yerde temaşa edilmektedir. İnsana duyulan muhabbete de aşk-ı Muhammedî denir. Zübde-i âlem, akl-ı evvel, akl-ı külli olan Resulullah'tır. Akl-ı evvel ile olan ittisal salâvat ile olur. Salâvat sadece dil ile söylenen söz değil külli bir ittisaldir.
... toplumdaki iyi kötü dengesi matematikteki üslü ifadeler gibi bir hesapla sürüp gider. Bir kötü bir kişiyi etkilerken bir insan-ı kâmil birçok kişiyi etkiler. Yani iyilik daha seri çalışır.
Tasavvuf, biz Tanrı'ya ulaşamayız O'na uzağız, anlayışına pek hoş bakmaz. "Tanrı eğer bizden bir an dahi ayrılsaydı biz olmazdık" der İbn Arabî. O kadar bizimle ve zuhuru o kadar kuvvetli ki biz O'nu göremiyoruz. Tıpkı gece karanlığında el fenerini yüzümüze tutan birinin yüzünü göremeyişimiz gibi.
2004 yılına kadar Stephen Hawking kara deliğe düşen bir maddenin bir daha geri kazanılamayacağını ve yok olacağını ileri sürerken aynı sene yine kendisi bu görüşünü çürüttüğünü bilim kamuoyuna ilan etmişti. Matematik yasanın "2 + 2" işleminin sonucu, doğada, psikolojide, toplum bilimlerinde dörtten fazla çıkınca matematiksel kesinlik konusu tartışmaya açıldı. Çünkü matematikçilerin hesaba katmadıkları şey, daha önce bilkuvve bulunan fakat iki unsurun diğer iki unsurla birleşmesinde açığa çıkan "artı değer"in yarattığı sinerjinin, toplamın değerini değiştirmesi vakıasıydı.