Marry Shelley’nin çocuk denilecek bir yaşta bilim kurgu diye adlandırdığımız türün temelini her türlü sarsıntıya dayanacak, zemin sıvılaşmasına geçit vermeyecek şekilde attığı ve insanoğlunu bir düşünceden bir diğerine gark edecek derinlikte fikirlerle bezediği,üzerinden geçen iki yüz yılı aşkın zamandır canavar figürünün atası diyebileceğimiz bir karakteri hayal dünyamıza ok gibi fırlattığı enfes romanı!!!
Romanı okurken aklımdan hep ben olsam ne yapardım sorusu geçti. Victor gibi kendi yarattığım estetik algıları alt üst eden hayli irice cüsseli bu çirkin canlıdan kaçar mıydım yoksa ‘sonuçta ben yaratmışım arkadaş herkesin canavarına kimse karışamaz. Çok biliyordunuz daha güzelini yapsaydınız’ deyip bir şans vermeyi mi denerdim?
Müthiş bir adanmışlıkla, başka hiçbir şey ile ilgilenmeden, yemelerden içmelerden kesilerek uğraş verdiğin şeyin nihayete ermesiyle birlikte kaçıp gitmek de bana biraz şey gibi geldi ama neyse… İşte insan böyle bir varlık; kendi yarattığı canavarın sorumluluğunu almaktan aciz,korkak ve çözümü kaçmakta bulan bir zavallı.Evet o canavar senin eserin kardeşim sen yarattın onu şimdi hiç değilse onu tanı,nasıl bir şeymiş gör belki de sandığın gibi değil ya da diyelim sandığın gibi biraz uğraş, düzelt, onar ne bileyim işte çaba azıcık.
Canavar konuşup derdini anlattığında, dünyaya onun gözünden bakmamızı sağladığında da bunu anlıyoruz zaten.Victor efendi son derece kreatif bir kafayla çıktığı bu yolda her şeyi, herkesi mahvederek bomboş bir intikam duygusuyla ölüp gidiyor.
Victor’ın roman boyunca sanki herbir parçasını kendi bulup dikmemiş, kendi zevkinin dışavurumu değilmiş gibi sefil,canavar,alçak gibi sıfatlarla hitap ettiği, bir isim vermeye bile tenezzül etmediği bu zavallı yaratık Victor’un zevksiz tasarımının bir sonucu olarak insanlar
Giderek mükemmelleşen, bize gücümüzün her şeye yettiği ve zengin olduğumuz duygusunu veren cihazlara sahibiz. Ama bunlar adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış hükümlülerin elektronik bileziklerine veya boynumuzda taşıdığımız ama diğer ucunun kimin elinde olduğunu dert etmediğimiz tasmalara benziyorlar.