Yalnız kaldığım zamanlar pek memnunum; beni kimse rahatsız etmiyor.
Çünkü herkesin ağzında aynı temcit pilavı: Durum iyi, durum fena; kimine göre öyle, kimine göre böyle. Sonra da hemen kendi hayatlarını ilgilendiren konulara geçiveriyorlar. Ben de eskiden onlar gibiydim şüphesiz, ama şimdi öyle düşünmüyorum.
Galiba o gün bugün ben değiştim. O zamanla şimdi arasında uçurum var. Ben o zamanlar harbi tanımamıştım daha; sakin bölgelerde bulunuyorduk. Farkında olmadan yıprandığımı bugün anlıyorum.
Bilib-bilmədən insanların gələcəyini formalaşdırmağa, hər mövzuda fikir sahibi olmaq istəyirlər... niyə axı niyə...
" Yurda nerelerini eklememiz gerektiğini konuşuyorlar. Demir köstekli müdür: «Bilhassa» diyor, «Belçikanın tamamı, Fransanın kömür bölgeleri, Rusyanın büyük bir kısmı!» Buralarını neden almamız icabettiği hakkında inceden inceye sebepler gösteriyor, düşmanlarımız razı olana kadar diretmemizi istiyor. Sonra Fransayı nerden yanp girmek lazım, onu açıklamıya girişiyor; arada bana dönüyor: «Ne bitmez, mevzi muharebesidir bu sizinkil » diyor. «Biraz davranın yahu, temizleyin herifleri, ondan sonra gelsin barış!» "