Kitabı nereden nasıl anlatacağımı açıkçası bilemiyorum. Doğruyu söylemek gerekirse uzun süre etkisinden çıkabileceğimi de sanmıyorum. İnanılmaz derece de güzel bir kitap okudum. Güzelden kastım keyif değil, yanlış anlaşılmasın, zira çok fazla derecede sinir sistemimi bozmuş bile olabilir.
Nedense savaş dendiğinde akla hep erkekler gelir, savaş erkeğin savaşıdır gibi benimsenmiştir.
Oysa ki bu kitap bu fikri tamamıyla değiştiriyor, hiç olmazsa benim için tamamıyla değiştirdi diyebilirim.
2. Dünya savaşı döneminde Çeşitli cephelerde, çeşitli konumlarda, sıhhiyeci sinden partizanına, pilotundan keskin
nişancısına, cerrahından hemşiresine kadar, bir sürü kadının bire bir ağzından dinliyorsunuz savaşı.
Bu kadınlar 16 ile 18 yaş arasında daha çocuk... Cepheye gittiklerinde hayatı bile tamamen tanımazken savaş ile,
silah ile tanışıyorlar, bir sürü insan öldürüyor, ya da hayata döndürüyorlar.
Ya sonrası, asıl acı savaş bittikten sonra başlıyor diyorlar ve tek tek anlatıyorlar yazara bazı şeyleri. Bazı şeyleri diyorum çünkü anlatamayanlar, anlatmak istemeyenlerde bir o kadar fazla. O günlere dönüp tekrar yaşayacaklarından korkuyorlar, yasaklardan korkuyorlar, kötü muameleden, yalnızlıktan,
uykusuzluktan.... ne çok şeyden korkuyorlar ah bilmek için okumak bile yetmiyor galiba.
Yazar bu kitabı yayınlamak için çok çaba harcamış, ben o konuya değinmek istiyorum aslında. Çünkü genelde kitap içeriğini özet gibi anlatmayı değil de, kitap hakkında bilgiler vermeyi daha çok seviyorum. Hele de böyle çok beğendiğim bir kitap ise, mutlaka ama mutlaka okuyun diye önermekten başka bir şey gelmiyor elimden.
Kitabın ön sözünde, kitabın yazılma evresini ve başından geçenleri anlatmış yazar. Bir çok sansür görmüş kitap, çoğu anlatıyı aktaramamış bile. Bazı yerlerde ise kendisi sansür